Dinçer Arslan


Aşk şiirleri

I.

Bir saklambaç oynadık sizinle

En güzel yere saklandım, beni bulamadınız

Oyun bitti ve evlerinize dağıldınız

Ben kazandım, siz beni unuttunuz

Ben saklandığımı

O gece tek tek evlerinize girip,

hınçlarınızı, öfkelerinizi

reşit olmazdan evvelki içsel suçlarınızı

Kuralların ve standart yüz ifadelerinin altına gizlediklerinizi buldum

Ve duma

ve duma

ve dum

Ben bir oyun uydurdum

İşkencede taşaklarınızı burdum

Dağ başında ceylan memesinden süt içen bir gerilla oldum

Hamile kaldım on dört yaşında

Yokluğun bağrında bir pınar gibi serpişti çocuğum

Doğurdum

Çöpe attım çocuğumu ve belli bir mesafeden sessizce

ağlayarak bir an önce ölmesini umdum.

Katilliğimi cezalandırıp gözyaşımı özürden saymadınız elbet

Bir el bombası attım ve saymadım kaç kişinin öldüğünü

Siz ölenlerden yana çıkıp benden hesap sordunuz

Oysa biz,

Biz hayatta kalanlar

biz hayatta kalanlar kardeşiz ölene kadar

O yüzden katilden değil, ölenlerden sormalıyız hesabı

Bunu söyledim

Bunu söyledim

Bunu üç milyon kez söyledim

Hayatta kalanlar kardeştir ölesiye

Hesabı ölülerden soracağız

Ey ölüler siz hepimizden çok günaha bulandınız

Doğmadan önce söz verdiniz hiç konuşmamaya

Ve doğar doğmaz ilk iş ağladınız

 

Oynadığım düğünlerin kimi misal

kürtajla cinayetlendi

Bir namus cinayeti işledim içimden de

neyse ki hiçbir yer kanla işaretlenmedi

Yaklaşık olarak hepinizi yaraladım kalbimden mermilerle

Boşluğun içine bir atmosfer, atmosferin içine bir dünya, dünyanın içine türlü nimetler ve cezaevleri

Bir boşluk daha boşluğun içine

İşte bu ilk benim aklıma geldi

Çünkü nasıl olabileceğini öngördüğüm tek hayalimdi bu

O yüzden kelepçe de ben olmalıydım

kelepçelenen bilek de

Korkunç bir fırtınaya tutuk bir yanım

Rüzgârın, yağmurun ve elektriğin kıymetini bilen o yanım

Alyansa giren müşkülpesent bir parmak gibi

Kerbela’da bir kursağa kanarak inen su gibi

uyumlu geri kalan her şeyle

Demir, kömür ve ateş

ve en çok da

av ile avcıyı aynılaştıran o ilk elementle

 

Öyle içsel ve yeknesak bir yalnızlık

Herkes kendin gibi sanki, herkes kendin

Şahitsiz ve ötekisiz bir varlık

Sıkıldığında bir Meryem arayan tekil bir tanrı gibi

Çünkü tekliğim zaman zaman öfkelenen bir tanrıyı andırıyor

Çoğalırsam, mükemmelliğime çelimsiz bir İsa’nın kanı damlıyor

 

Böyle anlarda işte böyle anlarda

Böyle anlarda anıyorum seni en çok

Ayrılığımız adam kesiyor caddelerde çünkü

Birliğimizin suda batmıyor bir yanı

Diğer yanı ölümü ikiliyor

 

II.

Sen de doğan her güne

Bugün son bulsun kederim diye başladın öyle mi?

Demek sen de durdun düşündün

Her bir hücresini çağırdın da beyninin

Hepsini işe koştun bir çıkış bulabilmek için

Demek o vakit benim

Köstekli saatim ve cilalı çizmelerim

Vay benim Arap atım, kehribar tespihim

ve benim

devrime koşan feodal çizmelerim

 

Yok, çirkin değil

Romantik ve heybetli

Firari ve dehşetli aslında

Ama dağ başlarının uğultulu sakinliği

Ah o sakinliği eski insanların

Hiç kimsenin külliyen bir çirkinliğin fotoğrafı olmadığını bilmenin eziyeti

Kim ödeyecekti

kim verecekti ki en çok kendimi döven erkekliğimin hesabını

 

Kalmadı acıların ve geri çekilmelerinin dayandığı duvarda sırtını dayayacak boş bir yer

Kalmayan düşmanımızın karşısında bu yenilgimiz hepimizin

o ilk insanların terli ve leş kokan göbeğine değer

 

Korkuların senin, her kötülüğü on bin ışık yılıyla çarpan korkuların

Ha önündeyim senin ha ardında

Ne fark eder

Üstelik her ne kadar yıkılmaya teşne olsak da

Devirdiğimiz ağaçlardan iyi kötü bir yuva kurmuştuk

İçinde bir kız çocuğu oynardı oynamazdı bilemem

İçinde nohutlar yumuşar, biberler salçalaşırdı belki bilemem

Bilemem ama öğrenip gelebilirim belki

Dört bin yıl önce ölmüş insanlara sormanın bir yolunu ararım

Son beş saniyesine gider uslanmaz, ihtiraslı bir diktatörün

gider ona sorarım

Sorarım kaşlarını aldığın tek bir anın acısına değer mi bedeli hayatın

Sevdalar değer mi, ayrılıklar

Ya öfkeler ve tedirginlikler

Değer mi diye sorardım

Söylerdim sana yine

 

Biliyor musun hepimiz bir önceki hayatımızı unutmaya yemin etmiş

sonsuz döngü müptezelleriz

Çocuğuna ilk aşkının adını koyan babaların metaneti

Çocuğuna ilk aşkının adını koyan kadınların zarafeti

Gece herkes yattığında

Gözkapaklarının ardında dönüp duran o buğu

Hepsi kocalarını ummadığı bir anda gömen asker karıları gibiler

Yani hepimizin hayatında var böyle

ölümle mühürlenmiş siyasileşmeler

 

 

III.

Sendin demek bir kuşun kanadından düşüp

Hiroşima’da patlayan atom çekirdeği

Sendin demek bir insanın küllerini

bütün bir Nil nehri boyunca savuran rüzgâr

Kâküllerini kessen ya sevgilim

kuşansan mor etekliğini

Keşke dudaklarından dökülüyor olsa duyduğum sözlerin

Öpüşün dudaklarından

Gülüşün dudaklarından

Hissettiğim kadar gerçek olsan

Başımı okşasan,

Başımı okşasan,

Başımı okşasan

Anlatsan Hiroşima’dan göğe doğru,

Bir bombanın geri çekilişini