Zerrin Saral

BEKLEME

Gitmeye kalktın ya! Yurda, annem yavrum, bu defa bilmiyor muhteşem gitme planını. Suskun dolaşıyor odaları. Etli yaprak sardı.

Ne zaman kaşıklasan, “Eline sağlık,” dediğin için, ötekilerde pek cılız çıkar çünkü sesin, sevdiğini bildiğim çorbayı da bir uzun karıştırdı. “Baban gelirse hazır olsun,” dedi göz ucuyla, yüzüme bakıp. Ocağın altını kapattı, mutfak tezgâhını sildi, sildiğini unuttu, tekrar sildi. Son zamanlarda sıkça yapıyor; yerde gözlerini bir noktaya sabitleyip bakıyor öyle. Gözleri mi, annem mi daha çok üzülüyor diye, yeniden döndüm. Göz göze geldiğimizde tam, “Babamı bekleme,” diyecektim, “Bir şey mi oldu?” diye sordu. Sormadı da bir an titreyip irkilmesinden çıkardım bunu. “Yok,” dedim.

Usulca pencereye çevirdim bakışlarımı, içeri girecekmiş gibi duran çınarın dallarına. Dışarının ılık rüzgârı, şimdi odanın içinde çınarın yapraklarını değil, benim yüzümü yalıyor. Yüzüm, sıcağın kavurduğu, o sarı buğday tarlası…

 

Annem genç, ben çocuk… Yanına koşmuştum heyecanlı bir merakla. “Babam nerede?” Yaşıttık ya, öylesine yüzüme bakmıştı. “Çıkarma var gitti… Ne zaman döner belli değil, bekleme!”

Yüzümde gezinen gözleri, aynı soruyu bir daha sormamı istemiyordu. Hiç sormadım. Perdemiz, ışığımız niye hep kapalı, diye de sormadım.

Uykusuzluk dolu gözlerini yerden kaldırırken, “Ah!” dedi, gelse… Annemin ‘Ah’ına, içimdeki “Ah!” yanaşıp sokuldu. “Ah!” büyür gibi oldu. Ürktüm. Ürkmek, uzak bir kentin azizlerinden kalan tabyalara, merakla bakmaktı…

Yurda, bu defa bilmiyor, yine gitmeye kalktığını.

Söyleme…

Cennetin; güneşi ağırlayan ormanlarında çınar dallarının, yeniden filiz vereceğini…

 

RAŞOMON’UN KASVETİ

Bir kent grileşiyor, renkler uçuşmuş çıplak ağaç dalları arasından, çıplak ağaç dalları arasından; burkulmuş bileğini saklayan, saklar gibi seğirtip, yiten inanca. Sarısı yok, sesi yok, serzenişi yok, dişi yok, algısı yok, dokusu yok, yurdu yok.

Yanağındaki gamze arası pembeliği satıcı çocuğun, yoklardan sargılı: Nişijin ipekli şalına uzanmış, istemiş uzanmış, gölge kadının omuzları. Aslında kadının omuzları yok, gölgesi yok, çocuğun geçtiği bahçe yok, gökyüzü de.

Yoklar, bir inanca kol uzatmaya hazırken incinmiş ayak bileği yalandan gülümsüyor, iyiyimli; kaçırdığı bakıştan süzülen koyu renkli kalemle haritada işaretli Raşomon’un kasvetine; büyüsüz, tebessümüz ve sabit ve eksik.