Meltem KOFOĞLU

SAMİ BAYDAR DÜNYASINA YOLCULUK

 

Ayla aramızda bu görünen deniz /kısa dağlar yok

başka bir uzaklık var / onun aysarlığında var.

Maddeye dönüşmüş / yanıma dek gelen engebeye bak

kuş uçumu dedikleri uzaklığa bak

(Dünya İnancı)

Okurlarını öksüz bıraktığında henüz elli yaşındaydı Sami Baydar. Toplu şiirlerini barındıran Dünya İnancı, ölümünden kısa bir süre sonra yayımlanmıştı. Dünya İnancı; Dünya Efendileri, Yeşil Alev, Dünya Bana Aynısını Anlatacak, Çiçek Dünyalar, Varla Yok Arasında, Nicholas’ın Portresi şiir kitaplarının yanı sıra, son şiir kitabı Vücut Her Zaman Savaşır’dan oluşmaktaydı.

Baydar, hayata dair çıkarımları ile aklı özgür bırakan dilini ön plana çıkararak çok farklı dünyalar kurardı şiirlerinde. İlk kitabı Dünya Efendileri’nden itibaren hep düşlediği bir dünyayı anlatmaktaydı. Düşleyip de bir türlü ulaşamadığı bir dünyayı…

Seçilmiş bir yalnızlıkla, camdan dışarıya bakan bir çocuk gibi kâinatı seyreden Baydar varoluşa dair çaresizliğini figür ve renkler aracılığıyla dışarıya aktarırdı. Tamamen kendisine ait dünyasını anlattığı kitaplarında apayrı bir dünyası vardı onun. Kendine özgü renkleri ve eşsiz kelimelerle dolu diliyle ömrünün sonuna kadar sürecek bir tablo oluşturmaktaydı onun dizeleri… Ulaşmaya çalıştığı ve ulaşamadığı şeylerin özlemini çektiği bir hesaplaşma içindeydi hep.

“Dünya dönüşüyle güzeldir.”, diyordu. Sonra dünyayı rüyalarda gördüğü gibi anlatıyordu. “Rüyalar mı güzel, dünya mı?”, diye sorarken cevabını “Varla Yok Arasında” isimli kitabında gene kendi veriyordu: “Dünya güzel mi, bilmiyoruz.”

Farklı renklerden oluşan bir dilin içindeki bir evrende yaşayan Sami Baydar’a göre insanlar, “doğmayan bir güneş”i sadece bir kayanın üzerinde görebilir ya da dünyada o güneşe hiç kavuşamayabilirdi. Kendi gerçekleri üzerine oturtulmuş gerçeküstü bir dünyaydı onunki… O, dünyasının kapılarını sonuna kadar açar; şiirlerini okuyanlar ise etkilenerek o kapılardan içeri girerdi.

İnsanın bütün ağırlığı başkasının gözünde ölünce de eşyalarıyla sürüyor: Ben senin ayakkabıları gördüm. / Bir kauçuk gördüm bütün odaları dolaşıyordu uzayarak bitimsiz bir biçim alıyorsa uzvu. / Yapyalnız bir dünyaya inanıyorum yalnızca bir tek ona. güvercinleri indirsem bile gönenen yine başka bir dünya oluyorsa. (Kauçuk /DÜNYA EFENDİLERİ)

Dünyadan çıkış yollarını genç yaşta keşfeden Baydar, sanatın içinde; masalsı, rengarenk rüyalardan oluşan bir evren kurmakta ve renklerin büyüsünü sözcüklerin büyüsüyle buluşturmaktaydı. Farklılaştırdığı dilin içinde sığınabildiği yepyeni bir evren yaratmıştı. Mantığın denetiminden uzak dili ile okurunu farklı diyarlara götürürken hayal gücünü olağanüstü bir şekilde yansıtmaktaydı.

Hüznün dudaklarından bir kadın nur olup geçmiştir. / Kadını gözleyen bir göz hasretten kavrularak bir kestane gibi patlamıştır. / Böylece ölüm yine yüze çıkar dinamitlerle öldürülen balıklar arasından. (Leyla’nın Süt Tozu/DÜNYA EFENDİLERİ)

Bitkiler ve hayvanlar, ona göre yaşanan birçok şeye tanıklık ederdi. Bu, hayatının tümüne yayılmış bir tanıklıktı.“Çiçek Dünyalar”da çiçeklerin de simgesel bir önemi vardı onun için. Onların kendisini gördüğünü düşünürdü. Çiçekler insanlardan da çok şey öğrenebilirdi. Meselâ, mutlu olan bir çiçek açıldıkça kavga içine girerdi kendi gibi… Onlar, çocukluk anılarının en önemli imgesiydi. Bunun yanında kırılganlığını da en iyi şekilde tanımlayan bir semboldü.

Bir yıldız çiçeği parlak koyu mor Gottfried Benn’in yavru yıldızı. / Bir aslangülü, kırmızı çizgili / Çiçek olduğunu sanmayın, yıldız. / Bir parszambağı, Behçet Necatigil Çevirisi, kömür değilse bile yıldız. / Bir kumzambağı, kadın şairler kopartırlar / Bir daha ölmeyeceklerine inandırırlar onları. / Ben bir altın yıldız da sevdim.( Auriculas, ÇİÇEK DÜNYALAR)

Yaşadıklarıyla “hayat” değil, “ölüm” karşılık bulmaktadır onun dizelerinde. Dünyaya uyumu, rüyalar ile devam ederken rüyadan ayrılmayı ya da başka bir rüyaya kavuşmayı arzulayan bir yerde yankılanırdı sesi. Aşkta ve insan ilişkilerinde de ısrarlı bir yapısı yoktu Baydar’ın. Gitmesi gerekirse gitmesini bilir, sonra da kalemi gibi olgun yüreğiyle içine dönerdi.

Balmumu meyveler birbirleri için üsttedirler ve sen benim şiirimde şimdi kuş sessizlikleri uzaktan sezilmeyen. /Burada kapımda duruyor Nerval ne kadar zor dokunmak arada olduğunda bile. / Bildiklerine benzemiyor bu son hayal her rüya başa değerek düşer bilmediği bir adamın önüne. / Ölüme çağrı işte: Herşeyimi korudum. (Son Hayal /ÇİÇEK DÜNYALAR)

“Nicholas’ın Portresi” onun usta bir şair olduğunun ispatı olmakla birlikte, zengin ve olgun Baydar şiirlerini içermektedir. Baydar’ın şiirinde devamlı hissedilen çocuksuluk, burada daha çok hissedilmekte. Dünya, kederli bir yolculuğun duygu yaralarıyla bezeli olan “Nicholas’ın Portresi” ve “onun şiirleri”dir.

Rubens’in portresiydi. / Güzel melek oğluydu. / Bir kitap resmiydi./Nicholas’ın kitapları ve Rubens’in oğluydu./Kitaplarım benim hep kayboldu. / Portrelerim kayboldular./Dünya Nicholas’ın portresiydi. / Hepimizin sevdiği o neden? / Hepimizin söylediği. / Senindir dünya güzelliği. (Nicolas’ın Portresi)

Sami Baydar’ın umutları ve kırgınlıkları “Yeşil Alev”de çok daha yoğun bir şekilde görülmektedir. Baydar, burada mutluluk özlemi ile yanıp tutuşan bir melek gibidir adetâ.  İnsan sevgisi de bazen ona ağır gelir. Saf bir sevgi ile severken kelimeleri bir anda tükenmektedir. Aldanmışlıkla eli kolu bağlanıverir. O zaman, bir melek gibi uzaktan sevip korumak, onun mutluluğu olur.

Yoksul ve yalnızım diye seversin sandım beni / saflığımdan hiç acı duymazsın sandım. / Saflık bir tanrıydı güveneceğim / yan – tanrılık acısını çoktan çekmeye başladım. / Dengin değilim. / Bilmiyorum, bir şey. / Senin arkadaşın olamam. / Konuşmayı da çoktan unuttum. / Şiirlerin en güzelini yazmak istedim sana / elimden gelmiyor. / Zayıfların ancak uzaktan korunabileceğini öğrettin: bu benim mutluluğum oldu.  (Mutluluk, YEŞİL ALEV)

Renklerin büyüsünü, kelimelerin büyüsüyle buluşturarak okurunu farklı yolculuklara çıkaran Baydar’ın şiirlerinin dünyasına girebilmek hiç de kolay değildir. Çünkü, şiirlerinin manası o kadar derinlerde saklıdır ki… Yaşadığı çatışmalar eserlerinde sıkıntı yaratmamakla birlikte onları ayrıcalıklı ve özel kılar. Okurunu da sürekli yeni limanlar keşfetmeye davet etmekte. Bu limanlar onun iç dünyasının ne denli renkli olduğunu göstermektedir.

Varolmak mı?/ Zaman ve mekanla bağlı olmamaktır./ Aynı anda üç – dört -beş farklı yerde bulunabilmektir. / Dostlarımızın ikisi bizi o gün Hindistan’ da gördüklerini / söylerken üçü Japonya’da, biri / İstanbul’ da, diğer ikisinin ise Selanik’ te gördüklerini / iddia etmeleridir. Varolmak budur. (Varolmak /DÜNYA BANA AYNISINI ANLATACAK)

Sami Baydar, kendini yaşadığı dünyadan farklı hissetti her zaman. Varoluşunu da farklı bir evrende sorgulayarak dünyayı sükûnetle bir ermiş gibi karşıladı. Sanatın içindeki bir dünyada ömrünün sonuna kadar kendini sadece dünyaya adamıştı. Şu an bile aramızda şiirler yazmaya devam ediyor belki, kimbilir… Sessiz sedasız bir melek gibi.