Bedros Dağlıyan & Mesel

Bedros Dağlıyan

SİHİRLİ GECELER

Güneş doğduğunda bulutların arasından parlayan sevimli bir parıltı; dallardan ve çatılardan aşağı bakan buz sarkıtlarını eritirken neşeyle bakardı. Bengiler mahallesi kazların tıslaması ve ördek vakvaklarıyla başlardı güne. Hemen yanı başındaki fırından çıkan taze ekmeğin kokusu, annemin pencereyi açmasıyla birlikte ta burnumuza kadar gelirdi. Kuzine üstünde kaynayan sütün kokusu, fırında pişen kıymalı böreğin kokusuyla hemhal olurken, annemin gülen gözleriyle güne başlardık.

Karla kaplı Sivas günleri, çocukluğumuzun en asude yılları…

Evimizin buzla kaplı camlarına hohladığımızda büyülü masal dünyasının kapıları da açılırdı bizlere… Karşıda görülen tek ya da iki katlı evlerin çatıları, bacaları; küçüklü büyüklü ağaçların dalları; evin önündeki yoldan geçen kağnıların, onu çeken camızların ve üzerindeki kavruk yüzlü şapkalı adamların üstleri hep karla kaplı olurdu.

Okula giderken geceden kar yağmışsa bütün babalar el ele vererek karın içinden yola dek bir patika açarlardı. Kar öyle yüksek olurdu ki sadece gök görünürdü baktığımızda. Hava muhalefeti nedeniyle okulların tatil edilmediği zamanlardı. Diğer mevsimlerden daha fazla eğlenirdik. Kardan adam yapmanın dışında kartopu oynamak nasıl güzel gelirdi biz çocuklara… Herkesin bir kızağı vardı ama benim yoktu ilk zamanlar. Mardik abi, bir gün onlara gittiğimizde bir kızak verdi bana. Kendi kızağıymış. Altına bir de parlak bir kızak demiri çakınca nefis olur, dedi, Mardik abi. Beraberce evde olan kırmızı boyaya beyaz tutkalı karıştırıp pembe bir renk elde ettik. Beraberce boyadıktan sonra üzerine ismimi ve okulumu siyah boyayla yazınca artık bütün iş kızaktaki hünerimi göstermeme kalmıştı. Nasıl sevinmiş kahkahalar atmıştım.

Kışın en güzel yanı gecelerin uzun olması ve kuzine etrafında toplanıp oyunlar oynamamızdı. Aile dostları olan Mıgırdiç dayday¹ ve Maryam moraklara² gidip orada geçirdiğimiz neşeli saatler bizim geleceğimizde nasıl da mutlu enstantaneler oluşturmuştu.

Annemin neşeyle anlatışından etkilenen aynı apartmanda kiracı olan öğretmen Aynur abla da bize geldiği bir akşam, bu eğlenceli gecelerden birine katılmak istediğini söyledi. Aynur abla, beyaz kumral saçlı, güzel görünümlü, neşeli ama safça bir kızcağızdı. Hiç yalan dolan bilmezdi. Annemle oturup edebiyattan, romanlardan, şiirden konuşurlardı. Annemin edebi bilgisine hayran olup hep, abla senin kadar yetenekli ve bilgili olsaydım, der dururdu. Annemse gülerek, sen de öylesin Aynur, derdi.

Mıgırdiç Korkor ailesi bizdeyken, Aynur abla da geldi. Neşeyle yenilen yemeğin ardından her daim çay faslı ve güzel sohbete geçilirdi. Bir ara Mıgırdiç dayday:

“Aynur kızım, sen hiç ayna falı baktırdın mı?”

Aynur abla, şöyle bir annemlere göz gezdirdi.

”Yok. Hem nasıl oluyor ki bu fal?” diye sorunca, Mıgırdiç dayday, “Ben bakıyorum. Gerçi herkese bakmam ama sen yabancı değilsin. Gerçekleri duyarsan sakın şaşırma” dedi. Aynur abla ikircikli halde anneme yardım ister gibi baktı. Annem bir şey yok kızım, der gibi işaret etti.

Neyse o zamanlar her evde olan boy aynası geldi. Mıgırdiç dayday:

”Şöyle ortaya çık kızım,” dedi. Aynur abla beyaz boğazlı kazağını aşağı doğru çekiştirip çıktı.

“Rahat mısın, kızım?” diye seslendi, Mıgırdiç dayday.

Başını salladı Aynur abla. Terlemiş hatta kızarmıştı. Seni ilk kez görüyorum değil mi? diye tekrar sordu Mıgırdiç dayday. Aynur abladan sadece “hı hı” diye bir ses çıktı. Mıgırdiç dayday, aynaya derin derin arada iç geçirip, gözlerini kısarak uzaklara bakıyormuş gibi bakındı. Sonra da “Sen Ege’den bir yerden geliyorsun, değil mi? Güneşli güzel bir şehirden,” diye de ilave etti. Kaç kardeş olduklarını, babasının işini yavaş yavaş söyledi. Başını kaldırıp ”Şu masaya çıkar mısın?” dedi. Aynur abla falın çıkması için ikiletmedi. Çıktı. Mıgırdiç dayday, tekrar ”Rahat mısın? diye tekrar sordu. Başını salladı, Aynur abla. ”Aklın başında mı? Aynur abla gözlerini fal taşı gibi açmış her soruya başını sallıyordu.

Mıgırdiç dayday aynaya tekrar bakıp “çık çık” diye söylendi.

“Sen öğretmen olmalısın. Matematik ya da fen değil, edebiyat öğretmenisin üstelik. En sevdiğin yazar Muazzez Tahsin Berkant değil mi? Ha bir de şiir defterin var sürekli yazdığın…”

Aynur abla, şaşırmış vaziyette ilk kez gördüğü birinin bütün bunları nasıl bildiğine şaşırmış halde bakınıyordu. Mıgırdiç dayday gözleri aynada:

“Kollarını iki yana açar mısın?”

Aynur abla ikiletmedi bile açtı. Bir ayağını da kaldır. Aynur abla kaldırdı.

“Bir sevdiğin var, o da öğretmen. Korkma evleneceksin,” deyince Aynur abla afat kızardı.

Herkes gözlerini açmış, masada kollarını iki yana açmış, tek ayak üzerinde duran Aynur ablaya bakıyordu. Mıgırdiç dayday:

“Kollarını aşağı yukarı sallar mısın kızım?”

Aynur abla tek ayaküstündeki cezalı çocuklar gibi dengede durmaya çalışırken, üstüne üstlük kollarını da iki yana sallıyordu. Ortalıkta bir volkanın patlamadan önceki sessizliği hüküm sürüyordu.

“Kızım aklın başında mı?

Aynur abla sessizce büyüyü bozmak istemez halde başını salladı. Tüm bu fal süresince bizler ve Mıgırdiç dayday hep birlikte ciddiyetimizi koruyorduk. Mıgırdiç dayday ve bizler hep birlikte koro halinde:

“Aklın başında mı? diye bağırdık. Aynur abla son kez, evet deyince; Mıgırdiç dayday:

”Madem aklın başında masanın üzerinde kollarını yana açmış, tek ayak üzerinde neden leylek gibi duruyorsun?

Hepimiz aynı anda kahkahalarımızı koyuverdik. Aynur abla şaşkın ve anlamamış gözlerle bakınıyordu. Annem gidip kollarını indirdi.

”Aynurcuğum, hiç üzülme bana da yapmışlardı,” deyince; Aynur abla “Ama her şeyi nasıl da bildi, Anjel abla” deyince annem güldü.

”Her şeyi ben anlattım önceden Mıgırdiç ahpara. O da gereğini yaptı.”

Aynur abla hiç kızmamıştı ki; hepimize tek tek sarıldı. O gece güzel sohbetlerle gece yarılarına her zamanki gibi sürecekti. 


¹Dayday Ermenicede dayı anlamına gelir.

²Morak Ermenicede teyze anlamına gelir.