M. Utku Yeşilöz


Vapur Saatleri

Döndüm bir gülün çemberine on ikiye yirmi kala
bu sabah vapurda.

İç içe her dönüş bir gül eder ya
buradan da güneşin cumbalı evine döneceğim diyorum
fakat bir görünmezlikle bocalıyor sanki uyanıklık
başak, buğday ve burçak
sonra yine burçak hatta belki sarı
ağzımla kavrıyorum şu nar tarlasını.

Ceketimde üç erkek düğmesi oluveriyor
pantolonumda ve kemerimde bu sıkılganlık
bak yine acayip gül oluyor her çemberden bir kere dönünce
bacaklarımız var, bizi yetiştirir vapurlara
yükseldikçe yükseliyor gökyüzüne çemberden çıkan is ve ti sesi.

Öğlenin tamamına yetişmek istiyorum tanrı’m
tanrı’m, soyunuyor yavaş yavaş ve güzel
beni al ve ondaki güzelliğin çıplaklığına bırak
çemberi iç içe olan bir güle ne lazımsa
benim sesim ona içre kalıyor.

Bu sabah en aydınlık ve ufuk
kolay bulutlar gölgeliyor güverteyi
tutunurken su, vapur saatlerine
tanrı’dan önce dolanıyorum bir gülün çevresini.

Kasımın On Dokuzu

Kasımın on dokuzuncu gecesinde sessizlik baykuşu uyuttu
gölgeler gaip, dolaştık körlük ormanında
gecekırlangıçları, uyku kanadı, unutma eğrisi
terleye terleye bir parsı ağaçtan düşürmekten döndük.

Yabancı bir pars güzün terk edilmiş avlusuna düştüğünde
yeni ismini almak için ağzımıza kadar geldi.

Zamanın sarkaçlarında, toprak diplerinde küf izleriyle
bulutsuzluk, değişen bu manzara bizim
şurası öyle durmasın, çevir haydi bizim
baykuşun uykusu kaçmasın ama
bir ses çarpsın da uyansın istedik kalbimiz.

Hem rüzgârı kovaladığımızda hem göğsümüzü örttüğümüzde rüzgâra
ipekböcekleri saklanıp durdu kaçarak nar yapraklarına
bu orman az ötede bir dirilik işiydi ve yeşil
ağaç serpildikçe, gece serpildikçe şimdi
baykuşu uyutan o sessizlik
parsı ıssız eden o avlu hep hiçbir şey gibiydi.