B. İnan Özcan


ALÇAK ATA BİNMEYE KOLAY, ÖKSÜZ ÇOCUK DÖVMEYE KOLAY 

Anası ramazan ayında öldü. O bayram nasıl geçti bilen bilir, bilmeyenin üstüne vazife değil. Ramazan geçeli kaç ay oldu, sayan olmadı, olduysa da sayan bilir, saymayan ne bilir.
Artık kimsesi yok, babasının ardına düşmesinden de belli. Her yere gidiyor. Kahveye, şantiyeye, çöpe karton toplamaya… Babasının onu bırakacağı bir yer yok. Mecbur gezdiriyor peşi sıra. Cami avlusundaki nalınların bile bırakılacağı bir yer var hâlbuki onun yok. Çocuk. Bir ihtiyarın donukluğuna denk, gülecek bir şey bulamaya bulamaya… Babada oğlunu teselli edecek ne bir güç var ne buna gerek var. Kendi donunu toplamaya mecali olmayan yorgun baba çocuğun sümüğünü nasıl silsin?
Bazı küçük yerlerde meyhaneler hem meyhane hem lokantadır. Başka bir deyişle lokantalar hem lokanta hem meyhanedir. Karın doyurma derdine düşenlerle sarhoş olma derdine düşenler aynı çatı altına denk düşer. İşte baba oğlun da çoğu akşam aç uyumanın kabil olmadığını bildiklerinden yolları buraya düşer. Yağmur yağıyorsa meyhane daha bir doludur ve yağmur yağıyorsa meyhane daha erken kapanır. Bazı akşamlar olduğu gibi yine sokulurlar sobaya. Yalın bir masaya kurulurlar. Çocuk masadaki su bardaklarının içindeki saman kâğıtları çıkarır, yerine koyar. Babası garsonu izler. Gözlerini ayırmaz yakalayana kadar. Bu arada garson da buranın kadrolu garsonu değildir. Buranın gediklilerinden. Misafirliğe layık görülmemiş, müşteri olmaya da bütçesi elvermeyen. Bu sebepten adı konmamış hatta konuşulmamış, kendiliğinden gelişen bi şekilde garsonluğu üstlenivermiş. Ara ara yerinden kalkıp garsonluk yapan bi delikanlıdır. Fark eder bunları, anlar garson. İki tabak barbunya getirir. Kuru barbunya bir de lahanalı salata. Salatanın yağ ve sirke görmeyen üst kısımları kurumuş, sanki dünden kalmış gibidir. Doymak için geldiklerinden bakmazlar ucuna berisine. Doyururlar karınlarını, silerler ağızlarını. Verirler üç lira beş lira parasını, giderler barklarına.