Pelerin


ECE AYHAN DİKKATLERİ

  1. Giyinen bir gencin, izlendiğini anlayınca giyinme numarası yapması gibi.
  2. Sen kitabının adını neden Yeis ve Tabanca değil de Yeis ile Tabanca koydun?
  3. Hasan Ali Yücel’e soruyor: “Sıfır nedir?” diye. “Sizin yanınızda benim paşam.” deyince yürü ya kulum…
  4. Bence yanlış çevriliyor. Ahlak değil karşılığı. Bazı yalın soruların sorulmasıdır.
  5. Asım Bezirci falan bizim solcu şairlere, “Fransız gerçeküstücülüğüne bakmayın; bu, burjuvazinin pis numarasıdır.” demiş. Onlar da bakmamışlar. Oysa hepsi Fransız Komünist Partisi’ne üye. Farkında bile değiller.
  6. Sezai Karakoç’la Edip Cansever karşılaşsalar birbirlerini tanımazlardı. Akım budur işte!
  7. Annem de burada benim kitaplarımı satarak geçindi. Benim şimdi hiç kitabım yok, biliyor musun? Halbuki ortaokuldan beri kitap alırdım. Çaktırmadan İdris (Küçükömer) de yardım edermiş anneme. Ev sahibi de kirayı artırmamış.
  8. ”Ece’nin hastalığı ruhsal” diyorlarmış. Halbuki ameliyatta kafama taktıkları şönt tıkanmış. Yürüyemiyorum, kolum tutmuyor. Cevat Çapan ile Önay Sezer’in kolunda evden çıkıyorum. Hastaneye götürecekler. “Cevat, Önay ruhsal diyorlarmış buna” dedim. Hiç küfretmeyen adam, Cevat, küfretti.
  9. Düşüncesi bozuk olanın iyi şair olması mümkün değil. Mesela Alparslan Türkeş, şair olamaz.
  10. Nazım Hikmet, “Cumhuriyet’le yaralanmış” değildir. İsmet Özel yaralanmıştır. Nazım, İsmet İnönü ile yer de değiştirebilirdi, yani cumhurbaşkanı da olabilirdi..
  11. Nazım’ın şiirleri genel algı ortalamasının içindeydi. Gittikten sonra bir “Saman Sarısı” vardır. Onun da kurgusu iyi değil.
  12. Sait Faik hem sıkı hem sivil hem de cins şair. Hikâye olduğuna bakmayın, yazdıkları şiirdir. Yani katır ilk kez doğurmuş oldu.
  13. Bir gün Nisuaz’da bir grup adam bir şeyler anlatmak ister. Aslında edebiyat çevrelerine pek girmez o (Sait) ama o gün orada işte. Orhan Kemal, Sait Faik konuşmak isteyince şapkasını çıkarıyor. Orhan Kemal köylü kökenli olduğu için kapalı yerde şapkayla oturur, köylüler kapalı yerde şapka çıkarmaz ya. Evet şapkasını çıkarıyor. “Sen şapkama anlat” diyor. Konuşmasına devam ediyor. Sait Faik dövünerek çıkıyor. Bir şey de yapmıyor. Horlandı.
  14. İlhan Berk, sarkaç gibi Ağca ile Yılmaz Güney arasında gidip gelir.
  15. Eski savaşlarda bomba düşen yerlere saklanır askerler, Bir daha oraya düşmez diye. Ben de gittim oraya yattım.
  16. Evim yanmış, İlhan bana ne dedi biliyor musun? “Biliyorsun, ben sabahları şiir çalışırım.” Yani “Bende kalamazsın!” İnsanın başına daha ne gelecek? Üstelik ondan bir şey de istemiyorum. İnsanın başına bir felaket gelse, birisi cinayet bile işlemiş olabilir, kalma evimde diyemem ben. Tedirgin olsam bile “git” diyemem.
  17. Kısakürek de öyle. Onlar herhangi bir gencin kolaylıkla yaşayabileceği şeyler. Mesela otelde kalan bir gencin. Fazla kadın bulamıyor, fazla para bulamıyor, imkân bulamıyor, işte onlar. Derinlik yok aslında.
  18. Bana geçenlerde Hilmi Yavuz’u sordular. Hem de oğlunu getirmişler. Ben bilmiyorum orada olduğunu. “Zararsız şair” dedim. Babasına karşı çocuğun özel duyguları olur. Üzülmüş olabilir. Yapılır mı böyle şey yahu!
  19. İsmet özel de insanı deşeleyemez. Daha çok Sünni mezhebini kullanıyor. Deşmek istiyorsan bütün mezhepleri ele alacaksın.
  20. İsmet Özel, çok iyi şairdir. Sivil bir kafa. Gecekonduda oturuyor. Zor koşullar. Neden onu seçti? Başka türlü de yaşayabilirdi. Ama yaşamadı. Geçen sene otobüste gördüm.
  21. Ahmed Arif, Erdal Öz’e “Ben böyle masalar çok gördüm.” demiş. Can’la (Yücel) Kanlıca’da konuştuk bu işi. O da oradaymış. Bu olayı anlatıp “Ne densiz adam.” dedi. “Hakkını aramak ne zamandan beri densizlik oldu Can.” dedim. Ben de Enis Batur’a “Ben böyle dergileri çok gördüm.” demiştim.
  22. Enis’e “Türkler aile boyu düşünür. Senin baban bizi kandırdı 12 Martta, sen de onun gibisin.” diye yazdım. Yayımlamasını istedim. Yayımlamadı. Haklı olabilir.
  23. Cemal anlatmıştı bana. Küçük İskender bir konuşmasında işte şunu severim, bunu severim, Ece Ayhan severim demiş. Cemal demişti ki: “Başkalarını niye söylüyor. Bu senin oğlun.”
  24. Genişçe bir perspektif içinde düşünürsek, Nazım Hikmet, kendisi ve şiirleri doğrudan doğruya Kemalist söylem içinde ele alınabilir.
  25. Şu yada bu biçimde kimi şairler Cumhuriyet’le yaralanmışlardır?
  26. Nazım Hikmet’in zaman zaman hapislerde yatışı, Kemalistler arası bir iktidar kavgasıdır sonuçta.
  27. Sözgelimi; İsmet İnönü iyi bir şair olsaydı, 1951’de o da kendi öz dilinden koparılabilirdi.
  28. Attila İlhan, İzmir’in medarı iftiharıdır. Bu yüzen, bütün Türkiye’nin değil ama daha yerel bir şair sayılabilir. Sözgelimi, Karşıyaka’da bir parka heykelinin dikilmesi yerinde olur.
    Yine tabii bence, giderek şiirden daha çok uzaklaştı gibime geliyor. Sanki temelde bir “arabesk şarkı şairi” oldu.
  29. Gerçekten ve her alanda “cumhuriyetle yaralanmış” olan bu cins ve özgün şair ve sıkı düşünürün İslam’a girişi ya da “iyiler taifesi”ne geçişi o kadar da önemli değildir.
  30. Pekala ve pek de zorlukla değil, Mehmet Ali Ağca ile Yılmaz Güney yer ve konum değiştirebilirler özde. M. A. Ağca solda olabilir, Y. Güney de sağda.
    Çünkü masanın bir yanıyla öteki yanı arasında ayrım yoktur.
  31. Sen alçakgönüllü davranırsan özgünlük kendiliğinden ortaya çıkar
  32. Tersini söylerler ama bütün doktorlar, devletten ve iktidardan korkarlar.
  33. Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu 1924’te bir acele çeviriyle yürürlüğe sokulmuştur. Artık bütün bir Cumhuriyet, çeviri bir cumhuriyet olmaya başlamıştır. Bu kanun da meclisten geçmediği için Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Uşakzade Latife Hanım Bakanlar kurulu kararı ile boşanmak zorunda kalmıştır.