Abdullah Nefes


GÜNEŞLİ BİR GÜNÜN NOTLARI-1

Ormanın hiç umulmadık kuytu bir yerinden, bir kayanın
dibinden, koyu bir gölgelikten toprağı yırtarak gelen
kaynaklar vardır. Yeraltının doğurgan karanlığından
güneşe ulaşırken hayatı da sürükler peşisıra. Gözünü açtığı
yerde değişir-değiştirir. İlk canlıyı yaratan can özüyle
doludur. Böylece bitmek tükenmek bilmez bir düğün, bir
oynaş başlar doğada.

Yürür.

Yürüdükçe her şey değişir, gelişir. Kendine yol açan
toprağa müjdelerle yaslanır. Bir ağacın yüzyıllık kökünü
yalayıp, bir kayanın kıyıcığından dolanıp akar. Bir düzlükte
yayılıp bekler, dağılır gider kolları. Çok sürmez toparlanır
yeniden. Ayrılanlar kavuşur, hasret biter, bulurlar
birbirlerini.

Yürür..

Her taştan sekişte, her yaprağa dokunuşta değişir
sesi. Hüzün ve sevinç, umut ve sevda sesleriyle yüklüdür.
Çağıldar susar, güler somurtur, durur ağlaşır. Kendisiyle
var olan her çiçekten, yeşeren her kökten bir ses katar
sesine.

Yürür…

Yürüdükçe yeni kaynaklar, yeni damarlarla birleşir
yolu. Zafer türküleri söylemeye başlar. Çoğalarak ırmağa
ulaşır. Sonsuz teklerin bütünüdür artık. Çoğalmak için
gelmiştir kaybolmaya. Hayatı kovalayan-koşturan bir
sestir şimdi. Dünyayı ve kendini her an değiştiren bir orkestra.
Haklı bir zorbadır.

Güneşli Bir Günün Notları:2

Tek sütuna bir kaç küçük haber okuyorum. “Tepe
mobilya grevi. 120 gününü doldurdu – Patron istekleri
kabul etti – Maden İş’in yedi yerde uyguladığı grev kalktı
– Almanya’da 810 bin metal işçisi greve gidiyor 200 bini
Türk – mahkeme haberleri, Erzurum’da gözaltına alınan
öğrenciler… Arjantin’de, Angola’da, Mozambik’de silah
sesleri… Ve bir bağımsızlık nutkunun altında “Amerika
Haşhaş Konusunda Direniyor” haberi. “Yaralısın” diye
bir başlıkla ilgileniyorum. “Yaralısın” mı sadece?
Belki yaralıyız, yaralandık. Ama her an bir yeni; bir
yeniden; bir başlangıç değil mi hayatta? Yaşanan her an,
hayatı kovalayan bir ses, dünyayı ve kendini değiştiren
bir orkestra, artan bir sevda, bir başlangıç değil mi? Kadim
çini ustalarının sabrı onaran ustalarıyız; bu kadarı
yetmez mi? Hele güneşli bir günde, “1930 model” bir ranzanın
üst katında, arkadaşlarımın, ve bir çiğdem kökünü
öperek geçen suyun sesini duyarken; yani, memleketimi,
dünyayı, insanları düşünürken…

1976