Remzi Gürkan


1 Haziran 2020 tarihinde aramızdan ayrılan, dostum, yoldaşım Remzi Gürkan, tanıyan herkesin de teslim ettiği gibi bu dünyanın en özel insanlarındandı. Birikimi, bu birikimden vardığı sonuçlar, zekâsı ve sanatın her alanına olan durdurulmaz ilgisi ile büyük bir zekâydı, büyük bir düşünürdü. Ne yazık ki küçük bir kitap oluşturacak denemeleri dışında metin olarak bir şey bırakmadı. Anarşistti ve tercüme olmayan, yerli bir anarşizme inanıyordu. Göçebelere ve bu bağlamda Oğuzlara büyük bir sevgi ile bağlıydı. Düşüncelerine yazıya dönüştürmemesinin bir sebebi bu ülkenin ekonomik ve siyasal koşulları, bu ülkedeki entelijansiyanın malum çapsızlığı ise bir diğer sebebi de yazıya değil söze inanması ve kalıcı olmamakta göçebe hayata dair bir güzellik görmesiydi. Çok zorlu bir hayat sürdü ve ne yazık ki çağın vebası denilen kanser sebebiyle oldukça erken bir yaşta bu hayatı sona erdi. Anısının önünde saygıyla, sevgiyle eğiliyorum.

                                                                                                                                                Mehmet İşten



çocuklara yer verin

çarpıcı bir metin. bir olasılık yaratmak kolay iş değil. beni ahmet güntan’ın ‘metinlerarası kıl tüy’ünde dolaştırdı epey. cansever’in ‘masa da masaymış ha’sı, zafer aracagök‘ün kurt nota’sı, mehmet işten ‘in ‘durdum/ anlasınlar diye yürüdüklerini’ dizesi kafamda dolandı durdu;
rizomatik çokluğun hüsn-i talili gibisinden anlamsız ve buraya uygunsuz kaçacak tamlamalar/ tanımlamalar da cabası.
bacağı sakat topallayan bir öğretmene, çok yaşlı ayakta zor duran bir amcaya yahut fedakâr, anlayışlı bir babaya yerini vermemek için direnebilmek sabah sabah bir dolmuşta. kolay olanı yapmak ve ucuz alkışları günboyu kendine harçlık etmek varken -üstelik okulu bilenler bilir ki olasılıklar arasında her zaman geometriye çakmak/çatmak da vardır,yalan mı?-ortaiki sorunsalı-
belki sırrı aşikar ediyor; ayakta zor duran biri neden ayakta?
(gariptir, yükü çeken manada ses
çıkarmaz da sanki inler nedense hep çocuklar.)

bir tabut altından da olsa gene tabuttur diye fısıldıyor kısık bir ses, ersin tezcan’ın dediğince “ölmek çekimi olmayan tek fiil” olsa da -ki değil- değil mi ki şahsında hala kırılamamış ‘dünya erken boşalma rekoru’ bir türk şairine aittir bir kır yılanı atikliğinde.

“insanın bilgisi nedir? bencillik ve zevklerin ihtiyacı olan san’atlara ait şeylerdir”
efkâr mı desem amak-ı hayal mi yoksa?

“gariptir, yükü çeken manda ses çıkarmaz da kağnı inler.”
nereden bulsundu çocuk sabah sabah bülbüle münasip gülü.

oturması bundan belki, oturuyor çocuk, anlasınlar artık neden ayaktalar? kuyuya düşen yetim niçin ölüyor? çocuk eğitilebilme olasılığını sıfıra indirerek zaten ödülünü erken almış olsa bile oturuyor yine de bir soru işareti gibi; neden çıkar savaşlar?
çocuk da çocukmuş ha – bedensiz negative-
ben olsam böyle bir çocuğun karşısında ayağa kalkardım oturuyor olsaydım dahi
omuz silkip durmuş çocuk yolculuk boyunca
buna bile,

bir ‘olasılık’ olarak.

hiç değilse.

2017, remzi gürkan

yazıyla ilgili önder hoca’nın yaptığı şahane şifahi bir değerlendirme için: https://www.facebook.com/100011340131014/videos/1406612403060084/?t=51



heykele bakınca taşı görmek

esir düşmekte değil teslim olmamakta bütün mesele diyor şair.

“Bizler ne hayal aleminde yaşıyoruz, ne de insanları olduklarından daha iyi hayal ediyoruz, onları oldukları gibi görüyoruz. Bu nedenle insanların en iyisinin bile otoritenin uygulamalarıyla özde kötü kılındığını ileri sürüyoruz. İnsanın insanı yönetmesinden bu nedenle nefret ediyoruz..” ( Pyotr Alexeyevich Kropotkin)

ne olduysa oldu, otorite; gerçeğin somutun yerini mecazın soyutun almaya başlamasıyla mümkün oldu… sembolik dünya benliğimize sirayet ettikçe kölelik halkası burnumuza geçirildi.
taşa değil heykele bakılıyor, aşkın değil aşk imgesinin peşinden koşuluyor.

geçenlerde bir arkadaşım manzaraya bak dedi, tablo gibi.

esas olan talileşti, nesneleşti.

kimin boyası tabiattan güzeldi oysa.

aslı imgesiyle aldatıldığı için otorite hakikatin kanseri bu gün.

naylondan gül olur mu?

heykele baktığında taşı, resme baktığında boyayı görmeyi unuttu insan.

işte bu yüzden otorite var.


masumiyet

masum    Ar.
sf. (ma:sum) 1. Suçsuz, günahsız: Hem, bizim çocuklarımız gözü kapalı, masum çocuklar… –R. N. Güntekin. 2. Temiz, saf. 3. a. hlk. Küçük çocuk: Dört tane masumu var.(tdk sözlük)

-suç ya da günah nedir?
-belli bir kötülük edimidir.
-kötülük nedir?
-kötülüğün ne olduğuyla ilgili bir çok iddia mevcut. insanın dünya görüşünden bağımsız nesnel  bir kötülük durumu yoktur. insan teki kötülüğü kendi durduğu yerden ve dünya görüşü içinden kavrar.
-o halde kötülük nedir ya da masumiyet nedir sorusuna cevap verirken herkes için geçerli olabilecek nesnel bir cevap iddiası komik olacaktır.
-evet! senin cevabın senin cevabındır.
-peki sence nedir masumiyet?
-önce insan bilincinin belli bir durumudur.
-yani…
-kötülük yapma imkanı olmayanlar ya da kötülük yapma imkânı bulamayanlar, yani çocuklar, deliler, esirler… ne masumdurlar ne de masum değildirler. ancak kötülük yapabilecek durumda olabilenler masum olabilirler.
-anladım. peki nasıl masum olabilir bir insan?
-önce bilinç olarak kendinin efendisi olacak.
-sonra?
-eyleyecek. kötülüğe karşı tutum alacak. kötülük karşısında hiç bir şey yapmamak onunla ortaklaşmak demektir.
-yine en başa döndük, peki kötülük nedir?
-proudhon “mülkiyet nedir?” sorusuna “hırsızlıktır” cevabını vermişti, ben bir ilave yaparak kötülüğün kaynağıdır diyeceğim, kötülük bu mülkiyet kültürü üzerinden davranmaktır. masumiyet ise bu mülkiyet kültürünün hem dışında hem karşısında bir yerdedir.
-o halde masumiyeti kazanmak için hem kötülüğün ne idüğünü bilince çıkarmak ve hem bu kötülükle mücadele etmek gerekiyor.
-evet! masum olarak doğmayız. bir bebek tabiidir ve tabii olan ne masumdur ne de masum değildir.