Gökhan Arslan


parmağıma ip bağladım 

otların kururken çıkardığı gürültü kadardım
el örgüsü aşklardan yadigâr bir sökük
kirazın yırtılmış derisi, çatlak kabuğu incirin
yitirilen zamandan çıkardım seni, bulunan zamandan
bir dalın başka bir dala sessizce kayışından
yamaçta yuvarlanmasından sarhoş koyunların
gövdesi sözlük olan okunmamış ağaçlardan

taşların altından denizi çağırırdı nefesin
benimle evlenir misin

istersen börülce toplamaya gideriz gün ağarınca
yaşını öğreniriz kekiğin ve çitlembiğin
ayağına batan dikeni göğsümden çıkarırım
pencere önünde dağılmış toprak, darı taneleri
güneşin duvara düşürdüğü bir dalın gölgesi
birbirimize dokundukça çitleri örter sarmaşık
tararım saçlarını, epeydir su görmemiş bir anıyla
sakallarımı okşarsın, su almaya başlar bir kayık

bağcıkları birbirine bağlı iki ayakkabı hayat, elleri cebinde
evlenir misin benimle

bilmediğin kuşlar var daha, kimse bilemez hepsini
firkateyn kuşunun sesini, turnanın seyrini
sumru ne renk öter, kaya horozu nerede yaşar
göçerken kanadı nasıl buluta takılır sığırcığın
çintenin ağzını, batağanın gagasını, yelvenin tırnağını
gösteririm sana, rüzgârın içini oyduğu bir narı
ateş yakmaya gideriz insan görmemiş ormana

çağırırsan alasını dalda bırakmış keklik de gelir
misin benimle evlenir

iyice uzaklaşalım, artık görünmesin dünya
görünmesin hasretin yatakta bıraktığı karanlık çukur
taşlar soğumasın, odunlar da, kül kalmasın bizden
görünmesin uykusu böceklere emanet sessiz yazlar
şehirler geçsin yanımızdan, mağrur ve başı dik
ceplerimizde ıslansın yağmurun kullandığı tren biletleri

belki o zaman çekilir üstümüzden şu yıldızsız gece
misin evlenir benimle

yüzyıl önce de böyle bırakıp gitmiştin beni
yanlış açan erguvan, ayağını burkan şarkı
çatıdan düşmesi henüz uyanmamış sabahın
ne avluda birbirine vuran kadehlerin şıngırtısı
ne ay ışığında huysuzlanan yağız atlar
ne de camı tıklatan iki paçalı güvercin
koca bir yalnızlık bırakmıştın içimin yorgun hanında
şimdi yine buradayım, göğsünün göğe açılmış maviliğinde
kokun incitmesin beni, serin serin uzan üstüme

kalbin hafızasından düşmüş kederli bir eylül gibisin
sormuş muydum daha evvel
evlenir benimle misin