B. İnan Özcan


TERZİ AGOP 

Masaların hepsi dolu. Tek bir masa var sadece müşterisini bekleyen. Sanki sözleşmiş gibi geldi onun da sahibi. İşte girdi uyduruk kapıyı iteleyip. Kapı bile “hoş geldin” dedi gıcırtısıyla sanki. Müşteriler gülümsedi onu görünce. Meyhaneci sevindi son masaya en layık gördüğü kişiyi görünce. Agop da gülümsedi sırıtmaya yakın. Oturdu. Oturmasıyla önlüğünü silen usta davrandı ocaklığa. Garsonlar davrandı, masasını sildiler Agop ceketini sandalyesine giydirirken, cebindeki ıvır zıvırı masaya çıkarırken. Tespih, zippo, bir buçuk paket Ballıca… Dizdi hepsini satıcı tezgâhı gibi özenlice. Kollarını sıvadı tek tek selamlarken etraf masaları oturduğu yerden. Agop bu; sevimli bi adam. Agop bu; karizmatik bir adam.

Deniz börülcesinden taktı bile çatalına bir patak. Akşama değin sigaradan çamurlaşmış ağzının tadını yerine getirdi önce. Ocak dumanla coştu, ne pişiriyor usta Agop için? Balık ızgara yer o rakıyla ekseri. Garsonun verdiği bardağı sildi peçeteyle. Sonra otuzbeşliğin buğusunu sildi çıplak elleriyle. Koydu karşısına. Yan masadan Fehim amca evden getirdiği çavuş üzümlerinden yolladı Agop’a. Agop sever çavuş üzümünü. Başıyla minnetini bildirdi.

Aşağı sokakta Muskacı Çıkmazı’nda terzidir Agop. Güzel takımlar diker. Talebelere önlük diker. Yırtık, sökük diker. Bazen dışarıdan gelenler olur, onlara siparişle acayip şeyler diker. Güzel kumaşlar bulundurur dükkânında. Kendi kumaşı da güzeldir Agop’un. İnsanlık kumaşı…

Her akşam olmasa da günaşırı uğrar meyhaneye. O birini sever. Sever de söylemez. Sever de umut etmez. Sever de hayal etmez. Çünkü olmaz işlerdir. Çünkü ucu gerçeğe varmaz işlerdir. O sessizce içer ekseri akşamları. Sönmeyen köze niye su serpsin? Daha ne zanaatlar gelir elinden de o ise çıkmaz bu mahalleden, hatıralarına müze olmuş bu mahalleden. Efkârına meze olmuş bu meyhaneden.

En izbe köşede demlenen Fikri abi sessizliğin çıldırtmasına itiraz sadedinde bağırdı:

-Havalandır odayı Koca Usta!

“Bir plak koy!” demektir bu. Meyhaneci çırağı koşar gramofonun başına, koyar bir plak ağırdan.

Münir Nurettin okur.

“Hatırla ma’ziyi mes’udu sen de ben gibi yan

Tulua bak beni yâd et guruba bak beni an”

Gramofon iğnesi, Terzi Agop’un kumaşı diktiği iğneler gibi diker müdavimlerin gün boyu sırtlandıkları yaraları. Herkes demlenir. Bazı masalarda gözler nemlenir. Yağmur sözleşmiş gibi başlamıştır yağmaya dışarıda. Camlar buğulanır.