Wislawa Szymborska


Dört Şiir

 

Küçük Bir Tohumun Görünüşü

Küçük bir tohum adını vermişiz ona.
Fakat kendisi ne tohum der kendisine ne de küçük.
Sıradan ya da belirli bir ismi önemsemez,
uçucu ya da kalıcı, yanlış ya da doğru bir adı da.

Bakışlarımıza gereksinimi yoktur, dokunuşumuza da.
Ne gözlenildiğini ne de dokunulduğunu hisseder.
Ve pencere eşiğine düşen şey
yalnızca bizim serüvenimizdir, onun değil.
Herhangi bir yere düşmekle aynı şeydir bu,
Bilmeden biraz önce düştüğünü
ya da hâlâ düşüyor olduğunu.

Bir pencereden görünen güzelim bir deniz manzarası,
fakat bu manzara kendi kendisini göremez.
Renksiz ve biçimsiz, sessiz, kokusuz
ve acısız yaşıyor o bu dünyada.

Denizin dibi dipsiz, kıyıları kıyısız.
Denizin suları ne ıslaktır ne de kuru.
Dalgalar ne tekildir ne de çoğul,
Ne büyük ne de küçük olan kayalardaki
kendi fışkırtısına sağır deniz.

Doğuştan göksüz olan göğün altında bütün bunlar,
ki güneş batmadan batar orda
ve saklamadan saklar kendini gafil bulutların ardına.
Üzerinden estiği yeryüzünden başka yüzeyi
Sıyıramaz yel.

Bir saniye geçiyor, bir saniye daha, bir üçüncüsü sonra.
Fakat tüm bunlar bizim üç saniyemizdir yalnızca.

İvedi bir haber ulaştıracak bir ulak gibi zaman.
Fakat bu yalnızca bizim benzetmemiz.

Biçim kendi buluşumuz, ivedilik de öyle.
Fakat haberin kendisi acımasız.

 

Kaybolmuş Eşyalar Ofisinde Yapılmış Bir Konuşma

Bir kaç tanrıça yitirdim güneyden kuzeye doğru giderken,
ve bir o kadar da tanrı doğudan batıya giderken.
Bir kaç yıldız sonsuza dek söndüler gözlerimin önünde.
Birbiri ardınca battı adalar.
Anımsamıyorum bile pençelerimin nerede kaldığını,
kürkümü kimin taşıdığını ve omurgamda kimin oturduğunu.
Karaya doğru tırmandığımda ölmüştü kardeşlerim,
ve yalnızca küçük bir kemik var bende bu günü anımsayan.
Sıyrıldım kendi güzelim derimden, yeniden biçimledim kendimi
omurga kıvrımları ve bacaklarla,
ve her defasında yitirdim kendimi tümüyle.
Her şeye kapattım üçüncü gözümü çoktan beridir,
süzülüp gitmişti bir yüzgeçle, salınıp durmuştu bir dalda.

Kaybolmuş, iz bırakmadan yitip gitmiş
ve dağılıp gitmiş tüm rüzgârlarda
yitirilmeye bırakmadığım şeylerin bu kadar az olması şaşırtıcı:
hâlâ insan türünden bir tek insan
ki dün tramvaya binmiş ve telaş içindeyken
şemsiyesini kaybetmişti.

 

 

En Tuhaf Üç Kelime

Gelecek kelimesini telaffuz ettiğimde,
ilk hecesi çoktan geçmişe ait olmuştur bile.

Sessizlik kelimesini telaffuz ettiğimde,
mahvederim sessizliği.

Hiç kelimesini telaffuz ettiğimde,
var olmayan hiçbir şeyin içeremeyeceği bir şey oluştururum.

 

 

Ütopya

Her şeyin berraklaştığı ada.
Ayaklarınızın altında sağlam zemin.
Biricik yol erişim sunan o yoldur.
Kanıtların ağırlığı altında bükülür çalılıklar.

Çok eski zamanlardan bu yana dalları çözülmüş
Geçerli Varsayım Ağacı burada yetişir.

Anlama Ağacı, büyülercesine düz ve basit,
Şimdi Anladım Bunu isimli ilkbahar tarafından filizlendirilir.

Orman ne kadar kalın olursa manzara o kadar engin olur:
Âşikârlık Vadisi.

Herhangi bir şüphe oluşursa, rüzgâr bertaraf eder onları anında.

Yankılar kımıldatır çağrılmamış olanı
ve dünyanın tüm sırlarını hevesle açıklar.

Sağ tarafta Anlam’ın bulunduğu bir mağara.

Sol tarafta Derin Kanaat Gölü.
Gerçek dipten kopar ve kımıldar yüzeye doğru.

Vadinin üzerinde Sarsılmaz Güven kuleleri.
Nesnelerin Özü’nün harika bir manzarasını sunar zirvesi.

Tüm cazibeleri için ada tenhadır,
ve sahillerinde serpilmiş o müphem ayak izleri
denize döner istisnasız bir şekilde.

Sanki burada yapabileceğin tek şey terk etmek
ve dalmak, asla geri dönmeyerek, derinliklere dalmak.

İnsanın anlayamayacağı hayatın içine.

 

Türkçeleştiren: İsmail Haydar Aksoy