Emel İrtem

YILDIZLARIN ÇİÇEK AÇTIĞI

Hımm… Biraz Küçük prense benziyor çok değil, sadece birazcık. “Ne olur ismini söyle bana/ yıldızlara bir isim verir gibi/İnsanların verdiği/bir isim…” Bence yıldızlarda oturuyor. Resimi seviyor. Ve boşluğu, hayvanları… Ama bu dünyayı seviyor mu ondan emin değilim. Belki bu dünyadaki Evalema’yı. Sakallı Evalema’yı, buradan onunla gidecek Evalema’yı. Ben olsam gitmezdim. ama o gidebilir. O yolcu, gezgin, zaten işi bu. Ben oturganım. Oturup dururum öylece. O gidecek gidip gidip dönecek.

“İşte geldim, iste geldim,

o varlığımı koydum o yokluğumun içine,

Sonsuzluğun iki ucunu birleştirircesine,

Sevgi diyerek sevginin en yakın basamağına geldim.

Sevgiden sular içip sevginin kurucusu olarak.

İşte geldim.”

Karnabahar pişirirken tek başına şiir düşünemiyorum ama Sami Baydar’ı ve Küçük Prens’i şiir gibi düşünebiliyorum. “Kimi Dünyaya bakınca /şiirlerini severler” diyor Okumak ’da. Öyle bir şey belki de. Bir gelin çiçeği oluveriyor karnabahar. Ama hangi dünya bu? Bu kadar çok dünyanın arasında kalmaktan yorulur insan. Çay içmek ister. Yahut bir kadeh şarap, kalın bir rakı. Ama ilaç içmek istemez. İlaç bir dünyadan başka bir dünyaya iş için alınmış bilet gibidir. Eğlencesizdir ve bunun sonu gelmez.

Şunu ben de yazmıştım “CEHENNET” … ama onda mı başka bir yerde mi gördüm de yazdım yoksa bir keşif heyecanıyla mı hatırlamıyorum. Türkçede üç ayaklı sehpanın adını cehennet koyan kaç kişi var ki… ben sehpaya koymadım içime koymuştum bu adı. Ama Ece Ayhan’ın da var elbette “…Dirim kısa ölüm uzundur cehennette her hâl abiler” der Mor Külhani ’de… ben aklımdan sağdığımı sanmıştım o zaman şimdi bildiğim her şey için şüphedeyim. Sonuçta sözlüklere girmeyi hak eden bir kelime bu. Nedense almıyorlar. Almamalarında bir fenalık yok. Almama hallerinde bir fenalık var. “Birçok insan nedensiz. /İnsanlar nedensizdir.”

İstanbul’dan gitmek, sadece aklın söylediği bir şey değil. Üfürülür insan. Bazen ıslık çalar çağırırlar. Bazen de kendi nefesiyle uçar. Ve böylece kara yoluyla değil hava yoluyla gitmiş olursun. Çok zordur ama olur. Küçük Prens oksijenin nerede olduğunu hangi gezegenlerde olduğunu biliyor. Sami Baydar ise arıyordu sanırım. Ben bulduğunu düşünüyorum. Sonra dönmenin bi anlamı kalmaz. Çünkü harfleri karıştırırsın ve bundan güzel bir şey çıkar. Ama İstanbul bunu düzeltir kendince. Harflerin sırasını bozar ağzından çıkmadan yapar bunu, oksijen azalır haliyle bi metropole sığmazsın. Kırılganlar için bu çok ağır gelebilir. “insanın her şeyi, nesnesi bana ağır geldi” demiş zaten. Küçük Prensteki tilki de “sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” diyordu. Çok kalabalık olmaya gerek yok hem herkes evcilleşmek istemeyebilir.

Bazıları, içimizden bazılarımız sadece gülüyle vakit geçirip diğer gezegenlerdeki konuşmaları dinleyerek hayata tutundu. Bazılarımızı da hayat tuttu. Nerval’a bir şey diyordu neydi o, ah evet “Hayatı rüya içinde gördüm Nerval”

Her şairin zihninde dolaşılmaz onları his yoluyla bilebiliriz. Hisleri gelişmemiş olanların kaybolacağı bir coğrafyadır onlar. Küçük Prense ne demişti Coğrafyacı “ne yazık ki gezegenimde hiç gezgin yok.” Ama bizim bir Sami Baydar’ımız vardı. Var. O ‘Kalbini kimseye açmamış’ olsa da sevdiğimiz. “Benim en güzel çocukluğumu ahmak bir ayak ezdi” diyen prensimiz. Dünyadan çıkış yollarını öğrendiğimiz…