Onur Köybaşı


İnanç Avadit Söyleşisi

Onur Köybaşı: Şiirinle ilk karşılaştığım an, kıyıya vurmak için çırpınmayı unutmuş birinin varlığına rastladım içimde. Kendime kendimi hatırlattığın ilk köşede geri dönüp uçurum hızını denemek istedim. Abartmıyor hatta yetersiz kalıyor tarifim.

Şuan karşılıklı likör içmek isterdim mesela seninle. Kelimelerin ve onları buluşturduğun diğer sözcüklerin anlattıkları çok kıymetli. Sorulara başlamadan önce bir şarkı seç isterim, bu hangisi olsun?

İnanç Avadit: “ Billie Eilish – Lovely”

O.K: İlk şiir kitabında Buradan Kurtulmak Bize Kaldı” dedin. Bize kalan çok şey arasına bir kalan daha ekledin. Sadece kaldı mı dediğin, bıraktık mı mücadele etmeyi?

İ.A: Mücadeleyi bırakmak diye bir şey olduğuna inanmıyorum. Hayat akıyor, bir yerde müdahale etmek zorunda kalacağız mutlaka. Belki henüz o aşamaya gelmemişizdir. Uçak kazasında arkadaşlarının etlerini yemek zorunda kalmışlardı sonuç olarak.

O.K: Kendini biraz daha örtmek mi yoksa daha da soymak için mi yazıyorsun?

İ.A: Kendimle ilgili yazmaya çalışmıyorum aslında. Tabii ki kendimden yola çıkıyorum ama bunun evrensel durumlara ait olmasına dikkat ediyorum. Bu iki yönlü sorunun ikisi de birbirine çıkıyor aslında. Kendinizi tamamen soysanız bile bu sefer bu başkaları için bir gizem olacak. Ne anlatırsanız anlatın bu üzerinize başka türlü bir örtü örtecek. Yanılgılardan oluşan bir iletişim biçimini fazla önemsiyoruzdur belki de. Kendinizi örtmeye çalıştığınızı düşünelim: Hem bu sizin hakkınızda bir açık verme durumudur çünkü sizin hakkınızda bir bilgi içerir hem de mutlaka açık verirsiniz.

O.K: Sadece şiirle uğraşmadığını biliyorum, bunun yanında fotoğrafla da ilgileniyorsun. Şiir hayatla olan meseleni anlatmana yetmiyor mu?

İ.A: Yetmiyor sanırım. Başka yeteneklerim olsa onları da kullanırdım bu mesele için.

O.K: İkinci kitabın Canavarın Kalbi” ndeki canavar kelimesinin çok farklı anlamlarda karşımıza çıktığını görüyoruz. Bununla beraber en basit düzlemde canavarın da bir kalbinin olduğunu da hatırlatıyorsun bize. Kitabın içine serpiştirdiğin hüznün sinyalini ilk buradan anlıyorum. Nasıl gelişti bu güzel fikir?

İ.A: Canavarlar şiirini yazdığımda bunun ikinci kitabın ilk şiiri olmasına karar vermiştim. Kitabın adı da bu olacaktı. Sonra eski, yol kenarında çürümeye bırakılmış bir arabanın üzerinde “bir kalbiniz vardı, onu hatırlayınız” yazdığını gördüm. Kitabın biçimi de o anda ortaya çıkmış oldu hatta.

O.K: Canavarın Kalbi; izleri geçmiş işkenceleri, yakın tarihin kederli dehşetini, alın bu acı sizin” dedikleri yaşanmışlıkları ve şimdiki zamanın yükünü hayata seyirci kalmadan anlatıyor. Hatta bu imge yer yer politikleşiyor. Kendi sınırlarına dayanmaya çalıştıkların mı yazdıkların?

İ.A: Çok geç şiir yazmaya başladım. O sınıra dayandıktan sonra yazmaya başlamış olabilirim.

O.K: Unutmaya ya da unutmamaya özen gösterdiklerin neler? Aslında tam olarak hatırlamakla ilgili derdin var mıdır?

İ.A:Unutmaya çalıştıklarım mecburen bir türlü unutamadıklarım oluyor. Ama zaten genel olarak da geçmişte yaşayan biriyim. Her gün hayatımın bir sürü anını yeniden düşünüyorum. Hatırlamakla ilgili derdim “buna ne zaman alışabiliyoruz” sorusuyla ilgili sanırım. Yani ne zaman artık hiçbir şey hissetmeyeceğiz hatırlananla ilgili? Ama burada hatıraları tetikleyen şeyin ne olduğu giriyor devreye. O girince de bir tür paradoks oluşuyor. Gündeliğin içindeki duygudurumlarım hafızamı tetikliyor olabilir. Yani zaten bir duygu olmadığında artık hatırlayamazsın. Geçmişini çok az düşünen insanların bir şimdiki zaman canlısı olduğunu düşünüyorum. Hayatın daha içinde olmalılar. Ama bu bir sorun da olabilir aslında.

O.K : En çok neyden sıkılıyorsun bugünlerde ve en son okuduğun şiir kitabı ?

İ.A: Her şeyden çok sıkılıyorum. Antoloji, yıllık okuyorum bu ara.

O.K: Ve son olarak: Hadi dünyayı kapatıyoruz hanımlar beyler diye anons geçiyor durum çok ciddi. Çantanı hazırlıyorsun bir yandan gidiyoruz artık. En son ne bırakmak isterdin dünyaya?

İ.A: “Bol şans” yazan bir not bırakabilirdim.