Onur Sakarya


HAYALET

Sana dokunmak için sakladığım eldivenlere kar yağdı

Korkularımı gömdüğüm bahçeden gözlerinin kalbine bakıyorum

Islanıyor sokaklar, tekrara düşüyor bir kurbağa

ve görkemli vaatler üşüşüyor sağanak halinde, voltalardan örülmüş koridorlara

Baharın yorganı kısa, ölüm kuşunun sesi uzun ama ben seni anlamıyorum

Bir girdabın şahaneliğini yaşıyoruz ve buna “aşk” diyoruz

Oysa ben rengârenk çoraplarımla fethettim oturma odasını, aynaları

Rüzgâr biçen bir katarın altına attım çıldırmış atlarımı

Yorgun bir masal gelip okudu bana bu yüzyılı

Martıların aklı uçtu, süzüldü pirinç loş bir mutfakta

Ve köleler, kentin köleleri otobüslere bindi, rüyalar geri çekildi

Sana söylemek istediklerim kaçtı kartalın kanadında başka bir arzuya

Bana söz ver, başka boyuta atlarsan çantanda vesikalığım olsun

Kirli bir yüz, ağır iki kaş, hayatın çivisini zorlamaktan ölü çağırmış iki göz

Yani bana söz ver, üzerindeki elbiseyi ben almıştım, onla uçma, söz ver

Kemiriyor kelimeler ikimizin ortak iskeletini, bunun anlamı var

Sanki yüzler göçmüş, sanki rüzgâr uçmuş, sanki dünya cebe sığmış

Ve “devrim” diye bağıran mekanik ağzın alanlarda ölüyor

Sana diyeceğim şeyler var daha

Tuhaf bir korkuya esir düşüyor içimin yaprakları

Sesin limandan ayrılıyor, bu olamaz, olmamalı

Işıklar yürüyor, ışıklar yürüyor, bir yokluğun cenazesine

Sana dokunmak için sakladığım eldivenlere kar yağdı

Ve uzun kortejler halinde geçiyor hayaletin