Hicret Aydoğar Gülsaçan


KÜF

çocuklar ölüyor diye sokak arkalarında

sevişemiyorum epeydir tuhaf mı

tuhaf mı avucumun karıncalanması, oğlumun her kahkahasında

 

kutu kutu antidepresanlar biriktiriyorum çekmecemde, tuhaf mı

didem madaktan başkası yok kalbime dokunan

intiharın, bir çınlama biçimi olduğunu düşünüyorum, tuhaf mı

 

evin orta yerine akıp duran bu kravatlı, bu çirkin adamlar

bu parıldayan saçlarına kurdelalar bağlamalılar

doğurdukları kötülüğe ninniler ezberlemeliler, bol kılıçlı kahramanlı filan

ve dayamalılar irinli memelerini viyana kapılarına

 

bir poşet dolusu mendil taşıyan o göçmen -gözgöze geldiğim/gözüm çıkasıca-

akan burnunu kazağının koluna silerek,

milyon dolarlarını yakan -ne kahramanlık!- abilerine satsa

kermelenmiş kollarını, tuhaf mı

 

çok bağırıyor büyüklerimiz

onlar bağırdıkça sağırlaşıyor bizim Gandalf

bir köpeği terkettim diye evet her gece ağlıyorum  tuhaf mı

 

otobüs suriyeli kokuyor diyor bir abla, uzatırken bozuklukları öndekine

en çok erkeklerin yoksulluğu dokunuyor bana

bakamıyorum gözlerine, tuhaf mı

 

çok çocuk doğururmuş savaşta kadınlar

kim öldürüyor bunca çocuğu diye şaşırıyorum

rahmim olsa doğuracağım bir sürü sarı, kızıl, kara –ille kıvırcık-

yasını tutuyorum doğuramadığım çocukların , tuhaf mı

 

biz doğurdukça

tekmeleyerek

biz doğurdukça

“unutuşun kolay ülkesinde”

kiminin bir gıdım canı, bir somun ekmek arası

erkekler kahramanca yemekte doğurduklarımızı.

tüm sokak lambalarına çaput bağladım dualı, tuhaf mı

 

belki ondan ağlıyorsunuz zamanlı zamansız diyor doktor reçetemi yazarken

sevgi soysal arkadaşım olsa  ağlamazdım

yalnızlıkla küfleniyor insan diye mırıldanıyorum

-elimde oyuncak bir tabut- tuhaf mı

 

hayır botoks yaptırmayacağım

çizgilerimden utanmıyorum, hem vallahi hem billahi

“hayırlı cumalar”ınız hatrına inanınız bana

yaşlanarak ölmek istiyorum,

tuhaf.