Barış Yıldırım


Mısır’da bir Nil

Uzun yürüyüşlere çıkacağım orada

orada, uzun süren ülkesinde gökyüzünün

su kanallarının yanında

kulaklarımı patlatan sesleri yüksek hızlı trenlerin

-aldırış etmeyeceğim

sisli bir sabah tarayacak saçlarımı

yeşil bir gül açacağım sahte cennetler

aklımda Nil, canlanırken rüya

herkeste bir acele, bir telaş

bir ben büsbütün

 

Uzun yürüyüşlere çıkacağım her sabah

hesaplaşma kapanmış başlamış hürriyet

hürriyet ama bu başka ferdin kurtuluşundan

daha çok, daha çok öykünmeyi kuşatma

öylece bırakıyorum eşyayı bir elimle –

diğer elim Nil’de

 

Sisli sabahlar, yeşil bir park, batmayan güneş

arkadaş yok, eş yok, dost-sevgili hiç

bir ben olacağım bir de kafamın içi

iki ayrı insan gibi – kaldı ki her şeyidir bir insanın kafasının içi

sökülmüşse hele bütün paslanmış çiviler, içim genişlemişse

içim rüzgâr içim selim tek başımayım çünkü

-bütün gemiler cüzzam

bütün oluşlar ecinni

 

Uzun yürüyüşlere çıkacağım orada

dağların ve ağaçların arasında

ırmaklar, göller ve anne deniz

rüzgâr, yağmur, yıldırım ve uçurum

ve mezarlık

belki param olmayacak, kitaplarım da

ama huzurum, karmaşam, coğrafyam

kafamda bir harita, yeter bana

 

Uzun yürüyüşlere çıkacağım her sabah

bana miras kalan ne varsa sırtımda

ne varsa bırakmak istediğim bir avuç

çarşaf çarşaf dinginlik

çok uzaklardayım yetişmeyecek sesiniz

ister gökkuşakları, balıkçı teknesi, tekinsiz gece

ister vakitsiz hayat, yani ölüm vakitsiz

ben gideceğim, siz gelemeyeceksiniz