Ümran Ersin


piknik                                          

 

tabula rasa

işte doğdun ilk armağanın bu dediler boyuna takılan

yaşamdan kolye parıltısı hiç kararmayacak – yani sen öyle sandın-

sürekli bir oyun hep böyle  sürer mi şarkılı neşe

büyümek yolun kaderi  kalbin ağrısı durun henüz  başlamadı

sevgili çocuk bak dinle unutma sakın dizin kanadığında ağlamayı

 

dünya sen kamçıladıkça öne fırlıyor sabrın yok beklemeye

gecenin merakı tekrara sarılı   – yarın nasıl olacak

bilmezliğin dürtüsünde anahtar hiç olmadı ki elinde

çok katlı zaman perdesi  gizi çoğaltıyor aralandıkça

sabahın  soluğunda heyecanı eksilmeyen haz

 

burası piknik alanı henüz açılı değil sahnesi

yer çok ama şansa kalmış ön koltuk

hiçbir anı yok bellek kağıdı tertemiz

haydi bakalım başlasın gösteri

yensin içilsin müzik kahkaha dans

fakat neden alkışlamıyorsunuz  sizin için başladı  bu  tören

çabuk vazgeçtiniz demek hayran olunacak yer değilmiş burası

siz sahnede dağ tepe tırmanırken

varolmanız takılan adla çoğaldı her sancılanıştan yeni doğuş

yolculuk mevsimlere eş  neşe ılgınlığına takılı rüzgȃr

kavrukluğunda kırılan  yaprak kendi içine yığılım

taş avlu boş havuz

solgun sardunya dalında sessizliği kıran anı

geçmiş çoğalır çoğalıversin çekip alınır bilinmezlik yarın içinden

artık herkes kendi oyunundan sorumlu kendi beceriksiz ellerinden

 

 

Havada yüksek basınç

 dal kımıltısız

 

her köşede ürperiş tırmalayan sızı

bir pencere yarı açık  yarası irin

kuşların bakışına yansıyor yeryüzü kanaması

kaygı bir yaşam biçimi bu galakside

nerde zehirlenmemiş çiçekler hani ağız dolusu sevinç

cehennem dehşeti kovalıyor ıslak mı ıslak parke taşında

yağmurlan ki oluklar artık senin yurdun

 

mum ışığında yalan soslu yemekler

dolu sofra açsınız nasılsa buyrun

kan sızım eşiği  evler görünmesin

diye takılı camı kapkara gözlük

ama iyileştiremiyor bellek kaybını  hiçbir doktor

baksanıza bu giysiler pek kirlenmiş ikiyüzlülükten

ağartmaya vicdan gerek ama taze tükenmiş markette

 

kaçırdığım her bakışımda kendimi yakaladım

ister – istemezliğimle  işte şurda bir çocuk metruk ev az bali

her şeyden uzaklaşma mahallesi  çaresizlik sokağı  duvarı yalnızlık

kapı eşiğinden taşıyor bir kadın uğuntusu kan karışım

bedeninden ayrılan son söz duyulmazlığın seyrinde

-ahh ölüyorum oysa koşarak gelmiştim bu piknik alanına

insan bir tek kendi ölümünün ağıdını yakamıyor ama

 

piknik

      devam ediyor hȃlȃ

 

kaçıp giden mutluluğa sığınma hali kendi düşüyle yarattığı

mutluluk ki  bir ütopyanın hiç vazgeçmeyen karın ağrısı

aynı gün aynı saat kaç insan habersizi birinin

bilinmezliğin yolculuğu yalnızca tek yön bilmemezliğe gelinen

nereye başımı çevirsem bir sevinci buduyor gözünü kırpmadan

nereye baksa gözlerim acıya sarmallı

baktıkça çağıltısı gözlerden taşan dalga

her deniz kıyısı kendini izlemekten yorgun

 

biz şimdi neşeyle

hangi şarkıyı artık  söyleyebiliriz ki

 

12.2.2020…12.3.2020….2021