Onur Köybaşı


Turgay Fişekçi Söyleşisi

Onur Köybaşı

Onur Köybaşı

Sözcüklerinizle bir araya geldiğimde, iklimim Akdeniz oluyor; taze kekik kokusu, defneyaprakları, portakal çiçekleriyle harmanlanmış bir dünyada buluyorum kendimi. Sizinle hiç tartışılmaz gibi müthiş bir sükûneti andıran bir havanız var. Peki, ne için tartışır neye ve nelere karşı çıkar, nedir kavgası Turgay Fişekçi’nin?

Şiirlerim sizde mutlak barışçı bir kişilik izlenimi uyandırsa da, daha lise yıllarında kendimi siyasal düşünce ve tutumun içinde buldum. Sol düşüncenin önemli kitaplarını okudum ve dünyayı değiştirecek, güzelleştirecek, adaleti, özgürlüğü ve barışı sağlayacak toplumcu düşünceyi benimsedim. Sermaye düzeninin dünyayı ne duruma getirdiği düşünülürse başka bir çıkış yolu da görünmüyor. Dünya toplumcu bir düzene geçmeye zorunlu. Bu toplumculuk Sovyetler Birliği uygulaması gibi olmayacak artık. Bütün insanlığın ve yerkürenin kurtuluşunu getirecek ve yeryüzündeki bütün insanların savaşıyla değil, uzlaşmasıyla kurulacak bir yeni toplumcu düzen.

Sizin şiirlerimde bulduğunuz sakin Akdeniz havası aslında bu toplumcu düzene olan özlemimin yansımasıdır. Şiirlerimde dünyanın geleceğini kurtaracak toplumcu bir düzenin duygu ve düşüncesini yansıtmaya çalışıyorum.

 

 

Adam sanattan, Cumhuriyet kitap ve Sözcüklerdergisine kadar Türk edebiyatına hatrı sayılır katkılarınız oldu. Nasıl başladı bu serüven?

 

Lise yıllarımda Balıkesir’den İstanbul’a kitap, dergi almaya gelirdim. İlk gördüğüm dergi bürosu Orhan Suda’nın yayımladığı Yeni Adımlar’dı. On sekiz yaşımda İstanbul Hukuk’a başladığımda tanıştığım arkadaşlarım Metin Gümrükçü ve Hüseyin Erdem beni Vedat Günyol’un Yeni Ufuklar dergisine götürdüler. Şiir yazan solcu bir gençtim. İlerici Gençler Derneği Tiyatrosu’nda oynuyordum. DİSK’in grev yaptığı fabrikalarda işçilere oynuyorduk. Oyunumuz 1968’deki Devrim İçin Hareket Tiyatrosu’nun oyunlarından derlenmişti.

1978 yılı başında aralarında Asım Bezirci, Ataol Behramoğlu, Orhan Taylan, Ali Taygun, Barış Pirhasan, Erdal Alova’nın olduğu bir grup aydın Devrimci Savaşımda Sanat Emeği dergisini çıkarmaya karar vermişlerdi. Bana derginin yazı işleri müdürü olmamı önerdiler. O dönemde bu görev, dergiye açılacak davalar için  “hapse girecek kişi” anlamına geliyordu. Korkak bir kişi olmama karşın bir edebiyat dergisi içinde olmak için kabul ettim. Dergi 12 Eylül 1980’e kadar 31 sayı yayımlandı. Derginin üretim işleri tümüyle benim üzerimdeydi. Dergi çıkarmayı ve yönetmeyi bu iki buçuk yıllık deneyimde öğrendim diyebilirim.

Sonrasında Yazko (Yazarlar ve Çevirmenler Yayın Üretim Kooperatifi) kurulmuştu. Kooperatifin yöneticisi Mustafa Kemal Ağaoğlu, çıkaracakları Yazko Edebiyat dergisinde Memet Fuat’ın yardımcısı olmamı önerdi. 1 Kasım 1980’den askere gittiğim 1 Kasım 1981’e dek bir yıl Memet Fuat’la birlikte çalıştık. Sonrasında bu beraberliğimiz Adam Sanat’ta yirmi yıla yakın bir zaman sürdü.

 

Günümüzde dergicilik nasıl ilerliyor ve nasıl buluyorsunuz süreci?

Günümüz dergilerinden hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Çok bireyci buluyorum çoğunu. Edebiyatın topluma bir şey söylemek için yapıldığına inanıyorum. Kendi kendine konuşan dergileri okumak gelmiyor içimden. İçlerinde nitelikli tartışma yazıları, edebiyatı yücelten ürünler göremiyorum.

 

Kendinizi örtmek için mi yazıyorsunuz, yoksa daha da soymak için mi ?

Örtmek ya da soymak gibi bir düşüncem yok. Neysem oyum.

 

Şiir olmasaydı neyle anlatmak isterdiniz derdinizi?

Şiir insanların konuşmayı öğrendikleri dönemlerden buyana olmuş, insanın kendini ve deneyimlerini anlatmasında temel bir araç. O yüzden şiir belki başka bir dünyada olmayabilir ama yeryüzüyle birlikte olan bir şey, ondan ayrı düşünülemez.

 

Son zamanlarda neler yapıyorsunuz, en son okuduğunuz şiir kitabı nedir?

Hep yaptığım şeyleri yapıyorum. Çağdaş Türk Şiiri benim için çok değerli, dönüp dönüp okuyorum.

 

Ve son olarak Hadi dünyayı kapatıyoruz hanımlar beyler diye anons geçiyor durum çok ciddi. Çantanızı hazırlıyorsunuz bir yandan gidiyoruz artık. En son ne bırakmak isterdiniz dünyaya?

 

Dünyanın o noktaya hiç gelmemesini diliyorum. Ne böyle güzel bir dünya ne de bu kadar güzel şiirleri başka yerde bulabiliriz.