Onur Sakarya


Elektrik

Kendi kurgum mu, “kader” denen öngörülen başıboşluğun kurgusu mu yoksa tesadüfi varoluşun bir anlık olasılığı mı? Her türlüsünü denedim. Bunun anlamı var. Her şeyin anlamı yok ama bunun anlamı var çünkü hayattan bahsediyoruz. Pavyondan bozma bir çiftçi yolma makinesinde oturuyorum. Bir kadın geliyor yanıma. Aynı şeyler. Bira ısmarlıyorum. Adisyona çift yazılıyor. Bir yerde gözüm dalmış masaya. Neye vurgunsun sen delikanlı, dedi kadın. Efendim, dedim. Efendilerini yesinler, neye vurgunsun, yoksa böyle dalanı görmedim, dedi kadın. Bilmiyorum, dedim. Biliyorsun da bilmiyorsun, bu hayat sana bir numara büyük, dedi kadın. Kalkıp gideyim mi, dedim. Git çünkü vurgun yemiş adamın konusu mu olur lan, dedi. Kalktım, ceketimi aldım ve çıktım. Bir süre yürüdüm. Asfaltta, anayolda, bir başıma, araç gürültüleri ve kornalar eşliğinde, Tanrıya sığınarak, yavaş yavaş, henüz solmamış bir menekşeyken, robot gibi değil, biraz suskun, biraz bağırarak, sonunu düşünmeden, biraz yürüdüm. Kendime geldiğimde, kendim ne demekse, evden çok uzaktaydım artık. Ayakkabılarımı çıkardım. Yalınayak yürüdüm. Yazdı. Asfalt ateş gibiydi. Güneydeydim. Ceketimi çıkardım yolun kenarına attım. Gömleğimi çıkardım sonra. Pantolonumu ve donumu en son. Çıplaktım artık. Bir işaret bekliyordum. Sanki bir parola. Sanki bir an. Sanki bir yoğunluk. Birden hava kapandı. Yağmur yağmaya başladı. Tarlanın birine yönümü çevirdim. Yürümeye devam ettim. Karanlık bir tarla. Hiç kimse yok. İleride bir tepe var. Ay, aydınlatıyor tepeyi. Yürüdüm. Çıplaktım. Tepenin üstünde bir tek zeytin ağacı. Yürüdüm. Yürüdüm. Ayaklarıma dikenler batıyordu. Umurumda bile değildi. Tepeye vardım. Zeytin ağacının dibine çöktüm. Yağmur hızla yağıyordu. Ağlamaya başladım. Neye vurgundum ben? Nerede vurgun yedim ben? Neyim ulan ben? Ağlayarak düşündüm. Düşünerek ağladım. Neyim ben? Sadece et? Sadece ruh? Sadece ve öylesine bir varoluş? Neyim ulan ben? Sonra sonra aklıma geldi. Çıplağım ben. Çıplak bir ruh, bir adam, bir an, bir anlık sabır, bir varoluş meselesi. Anladım. Herkes kendisinin tanrısıdır, dedim. Herkes kendisinin tanrısıdır, dedim. Bağırmaya başladım. Herkes kendisinin tanrısıdır!!! Ayağa kalktım. Yağmur süratlenmişti. Bağırdım. Gülüyordum artık. Kahkahalar atıyordum. Herkes kendisinin tanrısıdır… Müthişti. Tekliğe vardım. Güldükçe çürüyordu bedenim. Güldükçe dökülüyordu et. Güldükçe dağılıyordu kemiklerim. En sonunda sadece bir beyin ve omurilikle kaldım. Yağmur şiddetliydi. Birden bir şimşek çaktı beynimin üstüne. Elektrik. Herkes kendisinin tanrısıdır ve elektriklenmeyen hareket, hareket değildir. Öldüm.