Özgecan Berdibek


Hakikat Aynası

Uzun süren bir düşünce selinin ardından sonsuz gecenin dipsiz karanlığı içinde Liora yazı masasında oturup daktilosuyla şiirlerini yazmaya başladı. Odasının küçük penceresinden gökyüzüne baktı ve bir an için ah, ne yazık..! diyerek iç çekti. Şu koskoca evrende bana gerçek aşkı tattırabilecek hiç kimse yok diye düşündü. Ben de aşk ateşiyle yanmak ve yandıkça küllerimden yeniden doğmak istiyorum ama sanırım bu arzum sonsuza dek gerçekleşmeyecek dedi. Birkaç talihsiz aşk tecrübesinin ardından Liora’nın kalbi çok kırılmıştı. Fakat tüm bu kırgınlığına rağmen kalbinin kapılarını aşka kapatmamıştı. O hâlâ aşkın büyülü güzelliğiyle sarhoş olmak istiyordu. Ve zamandan bezmiş olan ruhunu gerçek aşkın büyülü gizemiyle yıkamak istiyordu. Gecenin karanlığında akıp giderken zaman, Liora oturduğu masadan yavaşça ayağa kalktı ve başı önüne eğik, düşünceli bir biçimde odanın içinde bir baştan diğer başa doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Odasının içinde yürüyerek düşünmek ona hep ilham verirdi ve nedense en parlak fikirlerini genelde en olmadık zamanlarda bulurdu. Liora odasının içinde yürümeye devam ederken gecenin sessizliğinde odada onun ayak sesleri yankılanıyor ve bu sesler sanki varoluşun büyülü armonisini meydana getiriyordu. Liora da bir gün gerçek aşkı bulma konusundaki ümitsizliği içerisinde bu büyülü armoninin hayalinde kapılıp gidiyor ve sonsuz maviliğin kolları gecenin kör karanlığına kavuşurken, kutsal mısralar eriyen zamanın kumları gibi birer birer onun zihninden kağıda dökülüyordu.

Liora düşünceler denizinde kaybolduğu sırada bir an için yavaşça yatağına oturdu. Hüzünlü ve donuk bakışlarıyla odanın bir köşesinde duran Hakikat Aynası’na baktı. Ayna büyülü güzelliğiyle onu sanki sarhoş ediyordu. Ve Liora da bu sarhoşluğun etkisiyle gecenin ışıldayan sessizliği içinde düşünselindeki anılarda usulca kaybolmaya başladı. Bu aynayı Paris’te Antiques Christophe Lachaux isimli çok eski bir antika dükkanından beş yıl önce satın almıştı. Daha doğrusu Liora bu antika dükkanını ziyaret ettiği gün, antikacı bu aynayı ona neredeyse bedava vermek istemişti çünkü bu aynanın büyülü olduğuna dair birtakım söylentiler vardı.

Sevr caddesinin sağ tarafında yer alan bu siyah demir kapılı, yarı harabe durumundaki dükkan bir çıkmaz sokakta bulunuyordu. Liora astral görüsünü ve psişik güçlerini arttırmak amacıyla Magnolia çarşısında biraz benzoin ağacı reçinesi biraz da pelin otu bulmak için dolaştığı bir gün bu sokağa yanlışlıkla girmişti. Dükkan ilk bakışta Liora’nın biraz içini ürpertmişti fakat Liora hayatta daima tesadüflerin sihirli gücüne inanırdı. Bu yüzden nedenini sorgulamadan, hiç tereddüt bile etmeden kendini anın akışına bırakıp antika dükkanına girmeye karar verdi. Dükkana girdiği andan itibaren içerisinin kir ve toz içinde olduğunu gördü, eşyalar da biraz küf kokuyordu. Sağ tarafta Viktorya dönemine ait bir kanepe, ahşap bir komidinin üzerinde Quenn matruşka bebekleri, kurukafa biçiminde bronz bir şarap mantarı, sol tarafta zigon sehpalar, retro abajurlar ve duvarlarda asılı duran Aztek motifli kilimler örümcek ağlarının arasında sanki son nefesini vermek üzereydi.

Liora dükkanın içindeki eserleri bir bir dikkatle incelerken bir yandan da burada belki kendi ruhunu yansıtan bir şey bulabileceğini düşünüyordu. Sonra gözleri bir an için tozlu abajurların arkasında duran parlak bir nesneye takıldı. İşte oradaydı, bunca antika eserin arasında mücevherlerle kaplanmış Hakikat Aynası tüm ihtişamıyla ölüm meleğinin siyah kanatları arasından Liora’ya göz kırpıyordu. Sırça işlemeli bu ayna öyle saf ve güzeldi ki etrafı zümrüt ve yakut gibi değerli taşlarla bezenmişti. Aynanın alt kısmına bir Hayat Ağacı motifi ve baş kısmına ise Hekate’nin Çarkı şeklinde bir sembol kırmızı ve sarı aşı boyasıyla oyularak işlenmişti. Liora bir an için bu ayna acaba eski bir pagana ait olabilir mi diye düşünmeye başladı. Gerçekten de Hayat Ağacı pek çok kültürde sık sık kullanılan bir motifti, buna karşın Hekate’nin Çarkı daha yerel bir lokasyonu temsil etmekteydi çünkü açıkça bir pagan sembolüydü. Liora aynaya iyice yaklaştı ve onu daha dikkatli incelemeye başladı. Sonra aynanın arka tarafına baktığında sır kısmının üzerine R harfini anımsatan garip bir sembolün kazınmış olduğunu gördü. Liora bu harfin Runik alfabeye ait olduğunu düşünüyordu. Runik alfabede R yani Raido yolculuk anlamına gelmekteydi. Aynanın bir de arka tarafının baş kısmında D. A. R. T. şeklinde bir ifade yer alıyordu. Belli ki birileri bu aynaya gizemli bir anlam yüklemek istemiş olmalı diye düşündü Liora ve aynayla yolculuk arasındaki ilişkiyi çözmek için orada durup bir süre daha derin düşüncelere daldı.

Liora aynanın güzelliğinde kendini kaybederken bir an için tam arkasında bir karaltı hissetti. İrkilerek dönüp baktığında karşısında orta yaşlı ve oldukça tuhaf giyimli bir adamın meraklı bakışlarla ona baktığını gördü. Adamın kırmızı pantolonu, yeşil püsküllü bluzu ve rengarenk tüylü şapkasıyla gerçekten de panayırdan çıkmış gibi bir görünümü vardı. İri gözleri, büyük, kemerli burnunun üzerindeki siyah beni, kırışık alnı ve iri dudaklarıyla açıkçası biraz ürkütücü göründüğü söylenebilirdi. Antikacı bir an için hemen yanında duran eski püskü kanepeye oturdu ve elindeki piposunu tüttürmeye başladı. Usulca ortama dağılan kesif duman kokusu etrafta yanan şamdanlar ve tütsülerle birlikte derin bir ahenk oluşturuyordu. Tüm garipliğine rağmen Antikacı, Liora’nın dikkatini çekmeyi başarmıştı. Parmaklarına taktığı yüzükler, boynundaki Kam Davulu kolyesi, bluzunun üzerine giydiği siyah parlak peleriniyle yarattığı marjinal tarzı Liora’nın hoşuna bile gitmişti. Sanırım kendim gibi bir zırdeliyle karşılaştım diye düşünürken bir yandan da gülmemek için kendini zor tutuyordu.

Sanki bir transa girmiş gibi siyah iri gözlerini Liora’nın üzerine dikerek ”Merhaba güzel Mademoiselle” dedi Antikacı. ”Ben Christophe Lachaux, bu antika dükkanının sahibi ve aynı zamanda eski bir şamanım. Size nasıl yardımcı olabilirim?” diyerek sözlerine devam etti.

”Merhaba, ben Liora Roza. Yahudi bir mistiğim. Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum efendim” dedi Liora. Acaba burada başıma bir şey gelir mi diye düşündükçe istemsiz bir şekilde endişeye kapılıyordu. Onun hafif tedirginliği sesinin tonuna yansıyordu ama bunu olabildiğince belli etmemeye çalışıyordu. ”Ben aslında biraz benzoin ağacı reçinesi almak için bu çarşıda dolaşıyordum ve sonra tesadüfen sizin dükkanınıza rastladım” diyerek sözlerine devam etti.

”Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir, Liora. Her şey gizil güçlerin kontrolü altındadır. Şimdi sana bir sır vereyim Sevgili Liora. Kulağını aç ve lütfen beni iyi dinle. Bu dükkanı arayan hiç kimse onu bulamaz, bulanlar ise daima onu aramayanlardır. Ve tüm güzel şeyler hiç beklenmedik zamanlarda gerçekleşir, bu söylediğimi sakın aklından çıkarma” dedi Antikacı Christophe.

”Liora onu dinlemesine dinliyordu ama bir yandan da dükkanın tavanındaki yarı sökülmüş bir halde duran freskoları ve hemen girişte kapının sağ ve sol tarafında duran sütunları inceliyordu. Biri siyah, biri de beyaz olan sütunların gövdesinde J ve B şeklinde iki harf bulunuyordu. Sütunların baş kısmına ise nar çiçeği ve zambak motifleri ince bir işçilikle oyularak işlenmişti. Fakat Liora bu dükkanda nedense en çok aynayı sevmişti. ”Aynanız gerçekten çok güzelmiş. Onun güzelliğine bakmaya doyamıyorum” dedi Liora.

”Ayna, evet. Onun adı Hakikat Aynası. Dikkatli olun Mademoiselle, aynaya fazla bakmayın. Yoksa sizi içine çeker ve sonra da ruhunuzu hapseder” dedi Antikacı.

”Peki hâlâ şaman mısınız” diye sordu Liora. ”Belki pelin otunu bulabilmem için siz bana yardımcı olabilirsiniz” dedi.

”Şişştt… Sus, sakın pelin otundan bahsetme. Bizi dinliyorlar Liora. Ben ne yazık ki artık şaman değilim. Uzun yıllar önce üzülerek bu yolda devam etmeme kararı aldım” dedi Antikacı. Oldukça tedirgin bir hâli vardı. Bir şeylerden korktuğu her halinden belli oluyordu fakat Liora onun bu tavrına pek bir anlam verememişti.

Bir an için aralarında ufak bir sessizlik oldu, Antikacı derin düşüncelere dalmış gibiydi. Ve Liora bu dükkana sürpriz bir şekilde denk gelmiş olmasının kesinlikle bir tesadüf olmadığı konusunda artık emindi. Gizil güçler onu buraya mutlaka bir şeyler öğrenmesi için göndermiş olmalıydı. Bu nedenle buradan hemen çıkıp gitmek istemiyor ve bir bahaneyle aklına gelen bütün soruları Antikacıya sormak istiyordu. Bu yüzden hafif tedirgin bir ses tonuyla sessizliğini bozmaya karar verdi.

”Kapının her iki yanında duran şu iki sütun gerçekten çok ilginç. Bana Hiram’ın Süleyman Mabedi’nin giriş kapısına koyduğu ikiz sütunları anımsattı” diyerek sözüne başladı Liora.

Antikacı hafif bir tebessümle cevap verdi: ”NIKAJ ve ZAOB’u mu diyorsun Liora? O sütunlar harici âlemle iç âlemimiz arasındaki sınırı temsil eder. Biliyor musun, bu sütunlar aslında Eski Mısır sembolüdür. Mısır’ın baş tanrısı Ptah’a adanmış olan Amenta tapınağının girişinde de bu sütunlar bulunur.”

”Ne muazzam bilgelik, kozmik bir okyanusun derinliklerine dalmak gibi değil mi Sir Lachaux?” diye sordu Liora.

”Evet, öyle. Yaratılışın vücut bulmuş olan en saf hâli de diyebiliriz Sevgili Liora. Fakat sana bu konular üzerine fazla kafa yormamanı öneririm. Çünkü fazla derinlere dalmak her zaman iyi sonuçlar doğurmayabilir. Eğer kafanı yoracaksan da bu söyleyeceklerime kulak vermeni ve ömrünün sonuna dek asla unutmamanı öneririm. Bu yol çok uzundur Liora. Ve yol tek bir yere varmaz, yapacağın tercihlere göre yol bir yere varır. Senin için doğru olan bir yere de varabilirsin, çok yanlış bir yere de gidebilirsin. Bu nedenle ilerlediğin yol seni ışığa da götürebilir, karanlığa da. Tercih her zaman sana ait olacaktır. Ruhun hangisini arzuluyorsa seni seçim yaparken o tarafa yönlendirecektir…

Yola başlayan herkes birer ham taş gibidir, kendi çekiç ve küskünle o taşı yonttukça içinde saklı duran hakikati keşfetmeye başlarsın. Ham taşlıktan Küp taşlığa giden yol sadakat, bağlılık ve ketumiyet ister. Kalbinde taşıdığın saf bir sevgi ve samimiyetle yola çıkman, büyük fedakarlıklar yapman, emek vermen gerekir. Fakat yollar yollara çıkar ve bazı yollar zifiri karanlığa doğru uzayıp gider. O karanlık ki ruhu adeta kör eder. Lux ex tenebris! ”Işık karanlıktan doğar!” Aydınlığa ulaşmak için karanlığı görmelisin, bu doğru ancak orada uzun süre kalmamak ve olabildiğince kısa zaman geçirmek gerekir. Kalırsan, oraya bağlanırsan zamanla sen de zehirlenirsin, asıl amacından yani aydınlanmaktan uzaklaşırsın…

”Ne kastettiğinizi anlamıyorum efendim, biraz daha açık konuşur musunuz lütfen?” dedi Liora.

”Ne kastettiğimi şu an için anlamıyorsun fakat zamanı geldiğinde her şeyi daha iyi anlayacaksın. Çok dikkatli olmalısın Liora. Ben bir şamanım ve senin ruhunu, arzularını okuyabiliyorum. O yolda çok iyi ve erdemli bir noktaya ulaşanlar oldu olmasına fakat aynı zamanda güç ve hükmetme arzusuyla aklını yitirip çok yanlış işler yapanlar da oldu. İyi ve kötü her birimizin içinde saklıdır Liora, Yin ve Yang bizzat insan ruhunda var olur. Yaşamın gizli harmonisi gece ve gündüzün birbirine kavuştuğu, güneş ve ayın birbiriyle kucaklaştığı yerdedir, bunu sakın unutma. Kader diye bir şey yoktur. Hayat akıl ve irademizle yaptığımız seçimlerden ibarettir. İyiyi veya kötüyü seçmek kişinin kendi tercihidir. Bu noktada kararsız kaldığın zamanlarda tek yapman gereken şey ise vicdanının sesini dinlemek olacaktır. Bir seçim yapmadan önce kendine her zaman bu seçimin vicdanen doğru olup olmadığını sormalısın Liora. Vicdanın sana her zaman doğru yolu gösterir. Gün gelir aklın yanılabilir, gün gelir kalbin yanılabilir ama vicdanın asla yanılmaz. Ve sen her daim vicdanının sesine kulak vermelisin. Umuyorum ki bir gün seçim yapman gerektiğinde ışığın, aydınlık olanın tarafında olmayı seçersin. Ama unutma ki ışığa giden yol öncelikle karanlığı keşfetmekten geçer. Peki ya senin karanlık olan tarafınla yüzleşmek için yeterince cesaretin var mı?”

Liora Antikacıyı hayretler içerisinde dinliyordu. Ne anlatıyordu bu adam, tam olarak neyden bahsediyordu?

Liora şaşkın bir ifadeyle hafifçe kaşlarını çattı. ”Özür dilerim efendim, sizi hâlâ anlayamıyorum. Şimdi durup dururken bana neden bunlardan bahsediyorsunuz?’’ dedi.

”Durup dururken değil Liora. Sana az önce de söylediğim gibi ben bir şamanım ve senin ruhunu görüyorum. Sen çok iyi bir kızsın ama…”

”Ama ne? Lütfen devam edin. Bilmek istiyorum” dedi Liora. Şaşkın bakışlarının yerini anlamayı arzulayan meraklı bakışlar almıştı.

”Ama sen her an karanlığa kapılıp gidebilirsin Liora. Senin içinde karanlığa bile hükmedebilecek bir güç var. Neden yılanlarla konuşabildiğini hiç merak etmedin mi? Bugüne kadar kendine bunun anlamını gerçekten hiç sormadın mı?”

”Siz benim yılanlarla konuşabildiğimi nereden biliyorsunuz, bunu nasıl bilebilirsiniz ki?”

”Haydi ama Liora, sana yine aynı cevabı vereceğim, birbirimize yalan söylemeyelim. İkimiz de senin aslında karanlık tarafı sevdiğini ama ışığı tercih etmenin vicdanen daha doğru olduğunu bildiğin için her seferinde aydınlık tarafı seçtiğini biliyoruz. Sen aslında karanlığı seviyorsun Liora. Ruhun ve bedenin tıpkı gece ve gündüz gibi birbirinin zıttı bir hâl almış durumda. Ya aydınlık olanı seç ya da bunu yapamıyorsan kendi içinde aydınlığın ve karanlığın her ikisini de dengede tutmaya çalış, sana anlattım, tıpkı Yin ile Yang gibi. Yapabilirsin, iyiyi ve kötüyü kendi içinde dengeleyebilirsin, sana inanıyorum. Sende bu güç var fakat karanlık senden çok daha güçlü, bunu sakın unutma. Onu yok etmek imkansızdır. Ona kapılıp gidenlerin her biri canavar olduğu gibi onu yok etmeyi düşünenler de en büyük aptaldır Liora. Onun gücünü sakın hafife alma. Senin bütün arzularını, korkularını ve zaaflarını görecek ve bunları sana karşı çok iyi bir şekilde kullanacaktır. Kendini Bilme yolunda ilerlemene engel olmak için elinden gelen her şeyi mutlaka yapacaktır. Onu asla küçümsememelisin fakat bununla birlikte ona asla boyun da eğmemelisin. Eğer senin güçsüzlüğünü fark ederse seni tıpkı bir kukla gibi elinde oynatacaktır.”

”Açıkçası şu an korkmaya başladım Sir Lachaux. Tebrikler, sonunda beni ürkütmeyi başardınız” diyerek kapıya doğru yöneldi Liora. ”Aslına bakarsanız Sir, çok tatlı dilli ve kibarsınız fakat ben gerçekten çok bunaldım, bu dükkanda çok ağır bir enerji var ve beni sanki boğuyor, buradan bir an önce çıkmam gerektiğini düşünüyorum” diyerek sözlerine devam etti.

Liora dükkandan çıkmak istiyordu istemesine ama bir yandan da saçma sapan düşünceler bir fare gibi onu kemiriyordu. İçten içe buradan çıkmak istiyorum ama acaba bana kötü bir tepki verir mi ya da bana bağırır mı? Belki de buradan gitmeme izin vermez ve kapıyı üzerime kilitleyip beni içeriye hapseder gibi anlamsız düşünceler Liora’nın zihninde cirit atmaya başlamıştı.

”Yersiz endişelerini sustur Liora. Zihninin içindeki vesveseci son zamanlarda seni tüketiyor, bunun farkında mısın? İçsel çatışmalarını bir an için bile olsa bir kenara bırak. Çocukluğundan beri yılanlarla konuşabiliyorsun, tabii bunu senden başka kimsenin bilmediğine eminim. Öyle ketum bir karakterin var ki özellikle bu tarz konularda hep susmayı tercih ediyorsun. Bunun temel sebebi de yargılanma korkusu değil mi Liora? Çünkü insanlar farklı olanları sevmezler. Ve sen de bunu çok iyi biliyorsun.”

Liora bir şekilde bu konuyu nasıl sona erdirebileceğini düşünüyordu. Çünkü asıl merak ettiği şey bütün antika eşyaların arasında bir güneş gibi parıldayan Hakikat Aynası’nın sırrının ne olduğuydu. Konuyu bir şekilde Hakikat Aynası’na getirmeye çalışıyordu fakat Sir Lachaux oldukça gevezeydi. Bir başladı mı susmak bilmiyordu. Anlaşılan o ki Liora’ya sürekli öğütler yağdırmaktan da sıkılmamıştı. Bu durumdan ötürü Liora’nın canı epey bir sıkılmış olsa da yine de Sir Lachaux’nun sözünü kesmiyordu çünkü ona karşı saygısızlık etmek istemiyordu. Ne de olsa Lachaux engin bilgilere sahip bir şamandı, bu nedenle belki de söylediği her şey can kulağıyla dinlenmeliydi.

Böylece Liora bir köşede durup sessiz sedasız bir şekilde bir süre daha Antikacıyı dinlemeye devam etti.

”Ne düşündüğünü biliyorum Liora. Bazen çok aceleci davranıyorsun, biraz sabırlı olmayı öğrenmelisin. Hakikat Aynası’nın sırrını merak ediyorsun değil mi? Belki de sana onunla ilgili uzun, upuzun bir hikaye anlatmamı umut ediyorsun. Fakat çok üzgünüm, bunun hakkında konuşmam mümkün değil. Kanla edilmiş büyük yeminler var, yeminleri çiğnemenin cezası ölümdür Liora. Bu yüzden sana hiçbir şey söyleyemem. Ama belki şansın yaver giderse zamanla kendin öğrenirsin.”

”Sir Lachaux, lütfen. Bu aynada sanki benim ruhumu birebir yansıtan bir enerji var. Bunun anlamını öğrenmek istiyorum. Bana yardımcı olabilir misiniz?” dedi Liora. Üzgün sesinde sanki bir yalvarma hissi var gibiydi.

”Sevgili Liora, az önce de söylediğim gibi sana veya bir başkasına bu aynanın sırrının ne olduğundan bahsetmem mümkün değil. Ama madem çok istiyorsun, öyleyse sana sadece aynayla ilgili bazı söylentilerden söz edebilirim fakat bu söyleyeceklerim sonsuza dek aramızda kalmalı. Eğer bu söyleyeceklerim bir yerde duyulursa beni öldürürler Liora, anlıyor musun? Beni öldürürler” diyerek sözlerine devam etti Antikacı. Fakat Christophe’un kendinden emin tavrı yerini bir anda gergin bakışlara ve tedirgin bir ses tonuna bıraktı. Lumina ise bu tepki karşısında çok şaşırmıştı, ne söyleyeceğini bilemiyordu.

”Affedersiniz efendim, eğer sizi yanlış anlamıyorsam birilerinin sizi öldürebileceğinden bahsediyorsunuz, değil mi? Bu gerçek olamaz, mümkün değil” dedi Liora.

”Hayır, mümkün Liora. Anlamıyorsun ve zaten şu an için anlamanı da beklemiyorum. Ama zamanı geldiğinde anlayacaksın. Çünkü zamanı geldiğinde sen de benim gördüklerimin aynısını birebir göreceksin ve yaşadıklarımın aynısını birebir yaşayacaksın, Liora.”

”Sizi gerçekten anlamıyorum efendim. Yoksa büyük bir tehlikeyle mi karşı karşıyayım?” diyerek kahkaha attı Liora.

Antikacı Christophe Liora’nın onun söylediklerini ciddiye almadığının farkındaydı. En sonunda Liora’ya aynayla ilgili söylentilerden bahsetti. Liora ise bu söylentilere pek kulak asmamış gibiydi. Zaten bu aynayı görür görmez çok beğenmişti. Aynanın büyülü olduğunu öğrendiği anda onu daha da çok almak istedi. Liora’nın tuhaf sevinci karşısında Antikacı şaşkın bir yüz ifadesiyle ”Ama Liora, çok dikkatli olmalısın, yoksa…” diyerek korkudan kekelemeye başladı.

”Yoksa ne olur?” dedi Liora.

Antikacı korkuyla karışık şaşkın yüz ifadesiyle ”Sevgili Liora, bu aynanın eski sahipleri ya garip bir şekilde ortadan kayboldular ya da gördükleri şey karşısında bir süre sonra çıldırarak kendilerini asıp intihar ettiler. Bu ayna gerçekten lanetli, bu yüzden çok dikkatli olmalısın” diyerek kekelemeye devam etti.

O sırada antika dükkanının arka odasından garip sesler ve tıkırtılar duyulmaya başlandı. Antikacı konuştukça sesler şiddetlenerek devam ediyordu. Liora bu duruma hiçbir anlam veremedi fakat antikacı gerçekten de korku içindeydi ve durmadan terliyordu.

Liora antikacıya ”Sizi anlamıyorum, bana tam olarak ne söylemeye çalışıyorsunuz?” diye tekrar sordu.

Antikacı ”Liora, onlar… Ben bu aynayı dükkanıma getirdiğim günden beri onlar beni asla rahat bırakmıyor” dedi.

”Lütfen sakin olun Sir Lachaux, onlar kim, kimden bahsediyorsunuz?” diye sordu Liora. ”Onlar, yani gölgeler… Daima fısıldıyorlar, beynimi her geçen gün ele geçirdiklerini hissediyorum, korku içindeyim, sürekli kabuslar görüyorum. Bir şaman olduğum için çeşitli ritüellerle kendimi koruma altına almaya çalışıyorum fakat nafile. Onlar çok güçlü, benimse yaşım artık çok ileri ve gençliğimde olduğu kadar güçlü olmadığım için onlara yeterince karşı koyamıyorum Liora” diyerek yanıtladı Antikacı.

Açıkçası Liora onun söylediklerini umursamıyordu, hatta kendini aynanın güzelliğine öyle kaptırmıştı ki antikacıyı duymuyordu. Bir an için antikacının şaşkın yüzüne baktı ve kendinden emin bir ses tonuyla ”Bunları çok fazla kafanıza takmayın Sir, belki de sadece yorgunsunuzdur. Lütfen biraz dinlenin. Bu arada ben Hakikat Aynası’nı satın alıyorum” dedi.

”Aynayı çok istiyorsun değil mi Liora? Benim korku içinde olduğumu görüyorsun ama sen yine de buna aldırış etmiyorsun, bu umursamazlığı gözlerinde görebiliyorum. İflah olmaz bir cadısın Liora, belki de akıllanman için başına gelecekleri hak ediyorsun.”

”Evet, elbette çok istiyorum. Bu aynanın olağanüstü bir güzelliği var. Fakat sorun nedir? Yoksa onu alamaz mıyım?”

”Elbette, madem çok istiyorsun, alabilirsin. Fakat onu yalnızca satın alabilirsin Liora. Ona asla sahip olamazsın. Bir şeyi satın almakla ona sahip olmak arasında çok fark vardır, bu söylediğimi sakın unutma. Bu aynayı çok istiyorsun çünkü aslında o seni istiyor” diyerek cevap verdi Antikacı.

Liora anlamaya çalışır bakışlarla antikacıyı pür dikkat dinlerken sohbetin en heyecanlı yerinde tekrar arka odadan gelen paldır küldür bir sesle bu kez Antikacı Christophe ve Liora bir anda panikle irkildiler.

”Ne oluyor, yoksa deminden beri orada biri saklanıp bizi mi dinliyor? Ah, Merlin’in sakalı, kalbim az kalsın yerinden çıkacaktı” diyerek öfkeyle bağırdı Liora.

Antikacı da korkmuştu ama sakin tavrını bozmadı.

”Lütfen sakin ol. Sana söylemiştim Liora, bizi dinliyorlar. Bu nedenle artık gitme vaktin geldi. Hâlâ istiyorsan, buna hâlâ cesaretin varsa Hakikat Aynası’nı satın alabilirsin. Satış fiyatı 7 pound” dedi.

”Pardon, anlayamadım. 7 pound mu? Sanırım ben sizi yanlış anladım, 700 pound diyecektiniz, öyle değil mi?”

”Hayır, Liora. Sadece 7 pound ödeme yapman yeterli. Ücreti şuradaki zigon sehpanın üzerine bırakabilirsin. Bu zaten sembolik bir ödeme olacak. Artık bu aynadan kurtulmak istiyorum. Onu yok et Liora. Onunla konuşma, onunla sakın konuşma. Sonrasında ödeyeceğin bedelleri tahmin bile edemezsin” dedi Antikacı.

”Ama efendim, yani bu çok saçma, aynalar konuşmaz ki…”

Liora bir an için Hakikat Aynası’ndan gözünü ayırıp arkasına döndüğünde Antikacının gözden kaybolduğunu gördü.

Liora aynayı satın aldıktan iki hafta sonra bir gün diğer antika eşyaları da görmek ve Lachaux’nun ağzından aynanın sırrına ilişkin biraz daha bilgi alabilmek umuduyla bu antika dükkanını tekrar ziyaret etti. Fakat işin ilginç olan tarafı, o günden sonra Antikacı Christophe Lachaux’nun esrarengiz bir şekilde aniden ortadan kaybolduğunu öğrendi. İlk zamanlar bu durumdan ötürü için için biraz tedirgin olsa da o günden beri Liora bu aynayı yanından hiç ayırmadı. Giverny’den Avon kasabasına taşınırken bazı eşyalarını Fransa’da bırakmak zorunda bile kalmıştı. Ama Hakikat Aynası’nı asla bırakmadı. Beş yıldan beri Liora nereye giderse gitsin büyülü aynasını da hep yanında götürdü. Hakikat Aynası’nın gerçekten de gizemli bir sırrı vardı, zaten Liora da aynayı alır almaz bu sırrı keşfetmişti. Fakat nedense bu durum onu Lachaux’yu korkuttuğu kadar korkutmamıştı. Liora aynaya her baktığında ayna onun ruhunu sanki içine doğru çekiyordu. O bu aynaya mistik bir anlam yüklemişti. Çünkü bu aynaya her baktığında nereden gelip nereye gittiğini, kim olduğunu ve gerçekte olmak istediği kişiyi görüyordu.

Sonsuz gecenin içinde Liora zihninin derinliklerinde dolaşıp dururken bir an aynanın karşısında durdu ve aynada yansıyan siluetine bakmaya başladı. Sonra elini yavaşça ipeksi sarı saçlarının arasında gezdirmeye başladı. Yüzünü aynaya iyice yaklaştırdı ve yüzündeki masum ifadeyle aynaya bakarak şöyle fısıldadı: ”Ayna ayna söyle bana, bir gün gerçek aşkı bulabilecek miyim?”

Tüm gece boyunca karanlık, sessizliği kucaklarken Liora da bir hayaller gemisinde savrulup duruyordu. Ve en sonunda zihnindeki tüm bu karmaşa huzura kavuştuğu anda Liora uyku denizinin tüm benliğini sarıp sarmalamasına izin verdi. Ay karanlığın koynunda yavaşça uykuya dalarken, Liora da bir rüyanın içinde hayat bulan binlerce rüyanın için¬de, sonsuz bir ışıktan var olan rüyalar denizinin içine daldı. Zihni bir düşünceler okyanusunda savrulup dururken gecenin kutsal sessizliği içinde aniden anlamlandıramadığı kısık ve boğuk bir ses duydu. Sonsuz karanlığın içinden biri ona Liora…! Liora…! diyerek sesleniyordu. Anın verdiği heyecanla kan ter içinde irkilerek uyandı. Açıkçası biraz korkmuştu. Zihni karmakarışık bir hâl almıştı. Bu ses nereden geliyor, yoksa bu gerçekten de Eter’in içindeki ses olabilir mi diye düşündü. Sonra odanın bir diğer köşesinde duran içi sırlarla dolu büyülü Hakikat Aynası’nın içinde Lord Aaron’un yansımasını gördü. Lord Aaron Yükselmiş Üstatlardan biriydi.

Liora beş yıl önce Hakikat Aynası’nı satın aldığı ilk zamanlarda bir gece astral seyahatlerinden biri sırasında Lord Aaron ile iletişim kurabilmeyi başarmıştı. O gece Lord Aaron ve Liora birlikte Mars gezegenindeki Aden Bahçesi’ne seyahat ettiler. Bu seyahat sırasında Liora Aden Bahçesi’nde yeşeren Yaşam Ağacı’nın meyvesinden tattı ve bu sayede Liora Göksel Yeruşalim’de ruhsal bir arınmayla derin bir farkındalık hâlini deneyimleyerek ezoterik mısraların bilgisine vakıf oldu. Fakat o zamandan beri Liora onu bir daha hiç görmemişti. Bu yüzden şimdi aynada gördüğü saf kozmik enerji karşısında şaşkınlığını gizleyemiyordu. Evet, bu yansıma gerçekten de Lord Aaron’du. Fakat bunca yıl sonra neden Liora’yı tekrar ziyaret etmek istemişti?

Liora derin bir şaşkınlıkla Hakikat Aynası’nda beliren kozmik enerjiye doğru iyice yaklaştı. Ve anın verdiği vecd sarhoşluğuyla aklı, kalbi ve ruhu aynadaki enerji okyanusuna kapılıp gitti.

”Merhaba, Lord Aaron” dedi Liora. ”Sizi görmeyeli uzun zaman oldu, efendim. Nasılsınız?”

”Merhaba Liora, seni Hakikat Aynasının içinde mistik bir yolculuğa çıkarmayı istiyorum, bu Kozmik Gece’de benimle sonsuzluğun kalbine doğru yolculuk eder misin?” diye sordu Lord Aaron.

İşte o an Liora’nın aklı zaman ve me¬kân kavramını tamamen yitirdi ve Liora Hakikat Aynasının içinden geçerek kendini Lord Aaron’un Gizemli Gül Mâbedi’nde buluverdi. Böylece Liora tüm bu maddi gerçek¬likten sıyrılıp bütün bu illüzyonları arkasında bırakarak Lord Aaron ile birlikte zaman ve mêkanın ötesinde bir âlemde sohbet etmeye başladı.

”Liora, seni görmeyeli çok uzun zaman oldu, neredeyse varlığını unutmaya başlamıştım. Şu an bulunduğun yer Hakikat Aynasının içinde bir rüya. Burası Gizemli Gül Mâbedi, burası sonsuzluğun kalbi, Liora. Ve sen sevgili küçüğüm, gördüğüm kadarıyla hâlâ gerçek aşkı arıyorsun” dedi Lord Aaron.

”Evet, hâlâ gerçek aşkı arıyorum. Fakat dünya değişiyor Lordum. Güzel olan her şey büyüsünü yitirmeye başladı. Sevgi gün geçtikçe azalıyor. Ve aşk yok oluyor. Oysa yaşamı anlamlı kılan tek şey aşktır… Dünya değişiyor Lordum. Işık işçileri gücünü kaybediyor. Karanlığın efendisi yükseliyor. Sevginin yerini her geçen gün nefret alıyor. Bunu suyun akışında hissediyorum, havada ve toprakta hissediyorum. Eski aşklardan geriye bir şey kalmadı, zira gerçek aşkı hatırlayanlardan yaşayan yok artık” dedi Liora.

”Sana bir hikaye anlatacağım Liora. Haydi gel, havuzlu bahçeye geçelim. Biraz Ayahuasca çayından ister misin? Bu çay ruhunu dinginleştirir, duru görü kabiliyetini arttırır.”

”Evet, lütfen. Teşekkür ederim.”

Sevgili Liora, uzun, çok uzun yıllar önce, hiçbir ölümlünün bilmediği bir âlemde, etrafı çetin yollar ve sarp kayalarla çevrili yüksek ve aşılmaz Toz Dağları yükseliyormuş. Efsaneye göre bu dağların arasında İçsel Işık Kardeşliği’ni kurmakla görevli yedi bilge yaşarmış. Varlıkların en güçlüsü ve en zarifi olan bu ölümsüz yedi bilge bir Hayat Ağacı’nın kalbinde evrendeki her şeyin başlangıcı ve sonu olan Alpha ve Omega Mabedini kurmuş. İşte bu mabedin kalbinde yılda yalnızca bir defa dolunay vaktinde yedi renkli çiçek açarmış…

Lord Aaron mistik hikayesinden keyifle bahsederken bir yandan da yedi kollu Menora’yı ve Abramelin tütsüsünü yaktı. Liora, kutsal mabedin sütunları arasında derin bir huşu içinde gözlerini kapayıp sağ elini kalbinin üzerine koyarak mırıldanmaya başladı:

Ohr Ein Sof,
Sonsuz Işık,
bana güç ver.
Varlığınla ruhumu kutsa!
Beni kutsa ki insin gözlerimden
bu perde,
çekilsin bu sis,
açılsın Sirius’un kutsal kapısı.
Göklerin ihtişamı altında,
Ruhun kozmik yolculuğunda,
Dolaşırken kalpler sırlar diyarında,
Bulabileyim gerçek aşkı.

Anın güzelliğiyle kendinden geçen Liora bir an için durdu ve ‘neden efendim, çiçek neden yedi renkli?’ diye sordu.

”Yedi çok kutsal bir sayıdır Liora, ilahi varoluşu simgeler… Fakat bunu sana anlatmak istemiyorum, bazı şeyleri kendin keşfetmelisin. Kadim bilgiler ruhta saklıdır, sadece hatırlaman gerekli…

Sevgili Liora, madem gerçek aşkı bulmaya bu kadar kararlısın, öyleyse kendini zihinsel ve ruhsal olarak hazır hissettiğinde bu yolculuğa çıkmalısın. Çünkü ancak yedi renkli çiçeği bulduğunda gerçek aşkına kavuşabilirsin. Lütfen bunu al, bu kırmızı iplik bilekliği sana veriyorum. Bu kutsal bileklik Kraliçe Rahel’in türbe örtüsünden kesilmiştir. Bu tılsım seni Ayin Ara’dan korur, bizler onun sayesinde Kraliçe Rahel’in yaşam enerjisiyle bağ kurarız. İznin olursa bu bilekliği sol bileğine ben takmak istiyorum, yolculuk boyunca ona çok ihtiyacın olacak” dedi Lord Aaron.

Liora mutlulukla sol elini ona uzattı. Lord Aaron Kabalistik bir dua eşliğinde bilekliğe yedi düğüm attı.

”Kraliçe Rahel’in koruyucu enerjisi seninle olsun, Liora!”

”Peki ama oraya nasıl gidebilirim, yedi renkli çiçeği nasıl bulabilirim?” diye sordu Liora.

Lord Aaron yüzündeki tatlı gülümsemesiyle usulca cevap verdi. ”Liora, burası fiziksel duyumlarla algılayabileceğin bir yer değil, sen bir medyumsun, tek yapman gereken rüyalarını takip etmek” dedi.

Ve böylece Liora kendisini var eden ebedi ve ezeli bilincinin içinde var olan hayaller denizinin içine benliğini usulca bırakmaya ve sihirli diyarlara doğru içsel bir yolculuğa çıkarak yedi renkli çiçeği bulmaya karar verdi.

Bir gün gerçek aşka kavuşmak umuduyla…