Dilara Elitaş


Huzuru Acıda Bulanlar: Pity ve Ahlaki Mazoşizm

 

“Hiç dokunulmamaktansa bana vurulmasını tercih ederim.”(1)

Babis Makridis’in yönettiği Pity (2018) adlı filmde mazoşist kişilik örgütlenmesinin ince bir mizahla yoğurulmuş enfes tablosunu izliyoruz. Filmde eşi komada olan bir avukatın acı çekme sürecinin evrimini görüyoruz. Avukat, eşi için yoğun bir acı çekiyor ve bunu diğer insanlarla paylaşma ihtiyacı hissediyor. Bir süre sonra kendisine “acıdığı için” kek getirmekte olan komşusundan ısrarla kek istemek, eşi iyileştiğinde iyileşmediğine dair yalan söylemek gibi davranışları acıya ve acınmaya muhtaçlığını görüyoruz. Eşi iyileştikten sonra onda ve oğlunda bir rahatsızlık arıyor ve ihtiyaç duyduğu hüzün cevherini bulamadığında psikotik denebilecek bir kırılma yaşayarak kendi acısını kendisi yaratıyor. Bu esnada ofisindeki dingin deniz tablosunun fırtınalı bir denizle değiştirildiğini görüyoruz. Cinayetleri işlediğinde, başlangıçta başkasında görüp imrendiği gibi saçlarının birdenbire beyazladığını ve “doyasıya” acı çekebildiğini, böylece nihayet “huzura” erdiğini görüyoruz.

Canlıların hazzı aradığı ve acıdan kaçındığı gerçeği şöyle dursun insanın karmaşık ruhsal yapısı ona ahlaki mazoşizm denen bir davranış örüntüsü kazandırma gücüne sahiptir. Mazoşist kişiler kendilerine bilinçli veya bilinçdışı biçimde zarar verirken bundan kazanımları olduğuna dair açık bir düşünceyi belirtmezler veya bildiklerini bilmezler. Mazoşizmin fiziksel bütünlüğe direkt bir saldırı olması gerekmez; mazoşizm kendini bir şeyden mahrum bırakmak, fedakârlık çerçevesinde acı çekmek veya acı veren durum içerisinden çıkmak için çabalamamak olarak da görüntülenebilir. Aslında ahlaki mazoşizmi çoğu zaman görür fakat tanımayız.

Mazoşizm kabaca, çocukluk döneminde acı çektiği ölçüde ilgi gören çocuklarda ve bilinçdışı suçluluk duygusu nedeniyle kendisini acıya layık gören kişilerde görülür. Tüm insanlarda belirli bozukluklar belirli düzeylerde ve belirli yönleriyle yer alır. Elimdeki son yiyeceği aç kalma pahasına başka birine verme fedakârlığında bulunmam da teknik olarak mazoşizmdir (çünkü bu kendi çıkarlarımdan geçerek haz ilkesini çiğnemem anlamına gelir), işkenceye maruz kaldığımda bunu hak ettiğimi düşünerek boyun eğmem de mazoşizmdir. İlk durumda fedakârlık diğer insanlar tarafından bilinse de bilinmese de toplumsal işbirliğinin hoş göreceği ve takdir edeceği bir iş yapmış olarak aslında fiziksel hazzın ötesinde bilişsel hazzı elde etmiş oluyorum ve ikincil bir haz demek oluyor. İkinci durumda ise birincil olarak suçluluk duygularımın karşılığını aldığımı düşünerek adalet duygumu tatmin etmiş veya ikincil konumda acı çekmiş biri olarak sempati elde etmiş oluyorum. Mazoşist şekilde davranan kişi, acıya ve acı çekmeye, daha fazla bir iyilik halinin, bilinç düzeyinde veya bilinçdışı olarak yaşanan umuduyla dayanmaktadır(2). Elbette tüm olasılıkların sonu benliğin isteklerine dolaylı da ulaşmış olması oluyor fakat ruhsal aygıt hazza giden yolda benliğe zarar verdiğini göremez, bunlar öğrenilmiş ve kestirme yollardır ve zarar/yarar oranı bilinç devreye girmeden ölçülemez.

Mazoşizmin Pity’deki gibi uç biçimlerinden önce günlük hayatta kendimizi sabote ettiğimiz anlara dikkat edebiliriz. Acı verici durumlar karşısında yardım istememek veya kurtuluş yollarını araştırmamak, majör depresyonun libidinal enerjiyi azaltmamış olduğu durumlarda mazoşizmdir. Depresyon kavramı günümüzde daha çok klinik anlamının dışında, her türlü üzüntü durumunda kullanılır hale geldi. Oysa DSM V majör depresyonu en az 2 hafta süreyle her gün süren depresif ruh hali- üzüntü, çökkünlük, boşluk, çaresizlik hissi, ilgi ve zevk kaybı, uykusuzluk veya aşırı uyuma, iştah kaybı ya da kilo değişikliği, psikomotor retardasyon veya ajitasyon, düşük enerji, kötü konsantrasyon, değersizlik veya suçluluk düşünceleri, tekrarlayan ölüm veya intihar düşünceleri olarak tanımlamaktadır. Majör depresyon önü alınmadığında öze yönelik saldırganlığıyla ölümcül bir bozukluktur ve nörolojik altyapısının bulunmasıyla esasen günlük yaşam olaylarından bağımsızdır. Oysa günlük hayatta sıkça bahsi geçen depresyon söylemi, gündelik yaşam olaylarına bağlı olarak doğal denebilecek duygulanımlardır. Birçok kişi, depresyonda olduğunu ifade ederek kendisine korunaklı bir zırh geliştirmiş oluyor. Buradaki mazoşizm kişinin “depresyon” örtüsü altında bir yandan kendilerini cezalandırmaları bir yandan da sorumluluktan kurtulup ilgi kazanarak kendilerini yanlış noktalardan beslemeleri olarak görünüyor. Mazoşistler sıklıkla mağdurdur ve şanssızdır; yaşadıklarında kendi sorumlulukları bulunmaz. Sorumluluk burada seçim olanağı anlamına da geliyor. Mazoşistler teselli edilirken onlara diğer insanların ve dünyanın ne kadar kötü olduğuyla ilgili beslemeler yapılıyor ve böylece mazoşist kurban rolü içerisinde sorumluluktan kurtulmuş, konfor alanından çıkmamış oluyor. Fail her zaman başkası olduğu sürece eylemsizliğin huzuru içerisinde kendisine mağdur olması dolayısıyla ahlaki bir üstünlük ve ilgi çemberi kazanmış oluyor. Peki, konfor alanı dediğimiz esasında gerçekten acı verici durumdan çıksa ne olur? Öncelikle buradan çıkmak için belli bir efor sarf etmesi gerek; bu enerji kaybı ve risk demektir. Dahası, mağdur rolünde olmanın ahlaki üstünlüğünü (azizlik/azizelik) ve ilgi yoluyla kazandığı insani yakınlıkları kaybetme olasılığı doğacaktır. Bunların ötesinde mağduriyet bir kimlik haline gelmişse ve konfor alanı bilinen tek güvenli alansa mazoşist kişi buradan çıktığında kendisinden geriye ne kalacağıyla ilgili endişelenecektir. Elbette bunların hiçbiri bilinçli hesaplamalara dayanmaz ve kötücül değildir. Mazoşist eylemler egonun bilinçdışı tarafından yönetilen otomatikleşmiş mekanizmalarından biridir. Bu kişiler göreceği ilgiyi veya statüyü önemsemezler fakat acı çekiyor olmanın ve çözüm aramamanın döngüsüne hapsolmuşken bazı ikincil kazançlar elde etmiş olurlar. Böylece ego bu mekanizmayı sürdürüyor olur.

Mazoşist söylemleri dinlerken kişinin çözüm önerilerini dinlemediğini, söylemine devam ettiğini görürsünüz. Bu noktada kişinin iletişimdeki arzusunun yalnızca bu yakınmanın ve mağduriyetin görülmesi olduğunu anlarız. Anlatısının karşılığı olarak yalnızca acısının büyüklüğünün onaylanmasını bekler gibilerdir. Acıları sonlandığında (hırpalayacı olacağı anlaşılan bir romantik ilişkiye başlamak gibi) kendilerini mağdur olacakları yeni bir duruma sokma eğilimindelerdir. Mazoşizm genellikle dışarıdan fark edilmez çünkü bu kişiler sempati yaratır ve destek olma ihtiyacı doğurur. Mazoşistin çözüm konusundaki körlüğü, destek olan kişide de acıma duygusu nedeniyle benzer bir körlük yaratır.

Bütüncül olarak kişilik bozukluklarına sahip olanlar dışındaki bireylerde bir veya birden çok kişilik bozukluğuna meyil bulunur. Bu meyil bir bozukluğa evrilmeye yol açmaz çünkü bozukluklar erken yaşlarda zaten baş göstermiştir, tamamlanmıştır. Meyilli olmak bazı uyumsuz veya zarar verici davranışlarımızın belli bir bozukluğun da semptomlarından birine işaret etmesidir, o kadar. Mazoşist davranışlarda bulunan bireylerden eğitimli veya içgörüsü yüksek olanlar kendilerine bu mesele hakkında yansıtma yapıldığında bunu anlayabilme olasılıkları vardır. Bu asgari ölçüde yardımdır ve bu kişilerin sempatiden çok buna ihtiyacı vardır.

Ahlaki mazoşizm Pity’deki gibi radikal biçimlerde gerçekleşmek zorunda olmadığı gibi her melankoli veya yakınma anı da mazoşizm değildir. Önemli nokta, yakınılan meseleye tutunma durumunun olup olmadığıdır. Olağan fiziksel muayenelerde olduğu gibi kendimizi ve çevremizi mazoşizm konusunda zaman zaman yoklamamız, araştırmamız, telkinde bulunmamız ve gerektiğinde profesyonel yardım almamız elzem görünüyor.

Kaynakça

1- Psikanalitik Tanı, McWilliams, İstanbul Bilgi Üniversitesi yay., sy. 320
2- Psikanalitik Tanı, McWilliams, İstanbul Bilgi Üniversitesi yay., sy. 315-316