Ebru Polat


Pygmalion – yor

açtım
çok açtım
adem’le ısırdığım elmanın son lokması yere düştü, doymadım

annem
bir insanın yokluğunun başka bir insana bu kadar eksik hissettirebilmesinin yegane nedenlerinin tartışmasına girmeyi bırakmam gerektiğini söyledi
tuhaf
oysa annem eskiden sadece dışarıda siyaset tartışmasına girmemem gerektiğini söylerdi
aşkın zararları:
1.fikir bozukluğu : eski düşüncelerin yerini yenilere bırakması
2.müşkül hüvviyet: kör imgelem, duvardaki sabit resim, taraflı objektif
3.monarşi: tek kişilik kokteyl parti
hepsi boğazımda kalsın

miğferimi ve kalkanımı kuşanıp parça parça bıraktığım sevgileri
büyükşehirlerin kaldırımlarından topluyorum, beş mayıs
her parçayı birleştirmek için bir ağacın altına oturuyorum
parçalar birleşince yanıma sen oturuyorsun
sen o ağacın altında sırtını bana yaslıyorsun
ben sırtımı gerçeklere yas tutuyorum
seni bırakıp
aynı nehirde iki kere yıkanmaya soyunuyorum
seni tekrar parçalanmış
seni tekrar karanlık
-hayır benim ellerim hep soğuk

önümde yol ikiye ayrılıyor ve ben geri dönüyorum
geriye dönmek yeni bir yola çıkmaktan her zaman daha fazla cesaret ister
(aslında pişman olursam keşke diyecek bir lüks yokluğu burada filizleniyor)

-neden hazır ol’dasın
-alamadığım risklere bir lanet daha okuyorum

köşebaşında ah çekiyor persephone
pluto’nun yatağından henüz çıkmış ve elinde nar
annesini arıyor, öldürdüler diyorum
nar düşerken yere elinden yakalayıp
onu da ben parçalıyorum

ormanın çıkışında bin diktatör
diktatörler ağaçlara kelepçe takıyor
diktatörlerin ellerinde gül
gülün ağzı solmuş yalandan
güle ağlıyor parya
adalet diyor halk sanırım çünkü zor duyuyorum çünkü çok sessiz oysa ne kadar çoklar
rüzgar esiyor kulağıma bilmediğim bir dilde marş söylüyor tuhaf bir allegroyla harmanlanmış faşist bir ezgiye benziyor
şimdilik eşlik etmiyorum

adaletin sessizliğinden ağaçlar sigaraya başlıyor

siyah bir gül yanıma geliyor eğiliyorum
-herkes biraz faşisttir
kollarıma bir kelepçe
şimdilik doğrulmuyorum

işte yine geri dönmemin zamanı
kalbimi yolda rendeliyorum
belki iz bırakmak
belki izini unutmak için

aynı nehirde iki kere yıkanmaya ikinci kez soyunuyorum

nehire gülden bahsediyorum

gülün yalanı seni seviyorum ‘ muş, hoşuna gidene
gülün yalanı seni sevmiyorum ‘ muş en sevdiğine
gölün yalanı düşürmüş narkissos’u ölüme

nehir taştı hay
tanrı çıktı karşıma ve sonra başka başka tanrılar
elimden tuttular benim bir sürü elim vardı yürüdük uzun gecelikli bir yolda
tanrıların elleri de benim kadar soğuktu
ambrosia kopardık meleklerin kanadından kanadı kanat
kanayan kanattan haç çizdim geceye
dithyrambos’da davet ettim perikles’i dansa ve terk ettim
çünkü huyumdur terk etmek biraz benim
sonra ben hep biraz geriye dönerim
sonra ben hep biraz geriye dönmem gerektiğini hatırladım ve elimi tanrılara bıraktım
sustu marş, silkindi bebek phobos, harmonia, deimos
üzümler çürüdü çünkü
çünkü sen duymadın demeter öldü
çünkü sen yoktun tanrı vardı
prometheus’u ben kurtardım günahlarım bağışlanmadı

işte yine geri dönüyorum haçlı gecenin yolunda
bir bahar gecesi çarmıha gerilmeye,
tüm diktatörlerin önünde

açtım
çok açtım
tanrının elinden
yere düştüm

her parçayı birleştirmek için bir ağacın altına oturdum

yeşil benli türkü

ben çocuk değilim
sadece meraklıyım
elimi kalbine sırf merakımdan koydum
ben allah değilim
sadece bir kulum
ölümden sırf bu yüzden kaçıp, yaşama koştum
ben dünya değilim
yalnızca kendime döndüm
dengede durmak için hayallerimi sağıma ve soluma kustum
ben iskender değilim
ben bir değil – im
en güzel şiiri sırf bu yüzden yazamadım
ben koyun değilim
avlamalarınızdan kaçan kurdum
sürüden ayrılanların sırf bu yüzden elinden tuttum

mega hemofili ya da sürekli periyodik sıfır

eğdiğim belimi doğrultursam bir balta köküme vuracak
zırhımı yeni çıkarmıştım
-ki evimden uzakta zırhımı çıkardıysam bu sadece seni sevdiğimdendir

bizim gibi romantikler deniz kenarında ya da yağmurun altında yürümenin
romantikliğin temel ahlak kuralı olduğuna inanır
kış aldanmışların mevsimidir
sahil aldatılmışlarla doludur
giden oluruz ilk çıkışta ve anahtarlar daima masanın üzerindedir

karanlıkta sevişmeyi övdüysem sana bil
-ki bu sadece seni sevdiğimdendir

gözlerine uzun uzun bakamadıysam
bu sevilmediğimi görmeye korktuğumdandır
gerçekler çünkü ruhumun mega hemofili başlangıcıdır

deus ex machine intihar etti hiçbir allah gelmez artık

kalbimi siyah çarşaflara bürüyorsam üstünde ölü uyuduğundan değil
bu çok karanlık bir yerde olman gerekliliğindendir
sen bakarsan gözlerime bilirim – bu sevgimden şüphen olmadığındandır
kabuğumu uzun uzun kaynatmana izin verdiysem
şifasından değil
seni yaratanda beri sevmemdendir

mutsuzluğumu bağışla
bizim gibi romantiklerle kimse uzlaşamaz ilk bakışta
kaşlarımız hep çatıktır yolun varıncaya dek yarısına
paçalarımız hep ıslak
dudaklarımız kuru ve çatlak
-tüm duygularım coşkun

önümde duran her kalbi kırar geçerim ibrahimin putları kırması gibi
sevgiye acıkırsam ve teninden yoksunsam
helvadan yaptığım putları saklar
kırdığım kalpleri yerim

aşktan uzak duranlara ibret-i alemim

oysa sadece allah biliyor neyi yanlış yaptığımı ve neden başroldeyken oyunun ortasında sahneyi terk ettiğimi
evin yolunu neden unuttuğumu sadece allah biliyor

-ateşinin ömrü beni yakmaya yeter mi
-ateşimin ömrü seni yakmaya yeter mi

sokratik paradokslarımı metalaştırmaktan kurtulmak için ameliyat dedi doktor
gözlerimi kapatıp bağışlanmayan mutsuzluğumu hastanenin koridorlarına çizdim
devlet istenmeyen mutsuzluklara kürtajı yasakladı

mut’ların paylaştıkça çoğaldığı yalan
mutsuzluk da paylaşınca azalmadı

ameliyat odası çok soğuktu çıplaktım
-ki ben ne zaman vücudumu çıplak görsem bacaklarımın arası ısınır
-çünkü ben ne zaman vücudumu çıplak görsem bana karanlıkta seviştiğimiz geceyi anımsatır

deus ex machine intihar etti allah gelmez artık biz de gidelim

kalbimi siyah çarşaflara bürüyorsam
bu çok karanlık bir yerde olmanın gerekliliğindendir